Onlar 2000 Yıllık Antiklerin Derinliklerinde Saklı Kalan En Büyük Gizemlerden Biriydi Ölümsüzlüğü Ve Tanrılaşmayı Hedeflemiş Ama Zamana Yenik Düşmüş Nemrut Dağı

31 Ağustos 2008 Pazar

Nemrut Dağı

Adıyamanın Kahta ilçesinde antik dönemde Tauros (Boğa Dağları) olarak bilinen antitoros sıra dağlarına bağlı olan Ankar dağlarının 2209. Merte Yüksekliğinde olan Nemrud dağı tümülüsü 150 m. çapında ce 50 m. Yüksekliğindedir.

Dağın nemrud diye anılması ilgili çeşitli düşünceler vardır.Bunlardan biri Hz. İbrahimi Ateşe ara Paganist inanca sahip Babil kralı Nemrut'un Tanrı tarafından cezalandırlması ve zalimliği ile ilgilidir.Bu düşünce daha cok islam inanışa sahip bölge halkının düşüncesidir.Hz İbrahim Urfadaki mağarada doğmuş büyümüş ve Tanrının varlığına ve birliğini kendi mantığıyla bulmuş ve ona inanmıştır.

Yahudiler Hz. İbrahimin Adıyamandaki Palanlı mağarasında doğduğuna ve daha sonra Urfaya gittiğine inanırlar.Paganist inanca sahip Asur ve Babil krallarını düşünce Kommagene krallığından 7-8 yüzyıl önce yaşadıklarından Hz İbrahimi ateşe atan Babil kralı Nemrut ile Kommagene Krallığının arasında bir ilişki yoktur ve bu yüzden Nemrut dağı adı Buradan değildir.Başka Bir düşünceye göre İslamiyet'te heykel resim gibi insan suretini gösteren her şeyin yasak dolayısıyla dağda bulunan devasa heykellerin Müslüman olan yöre halkınca Nemrut (Kötü zalim ) adı ile anılmasıdır.

Doğu batı ve kuzeyden teraslarla çevrilen tümülüsün ortasındaki mezar odası 30 bin metre küp hacmindeki irili ufaklı taş ile örtülmüştür.Yazıtlara göre Kommagene Kralı I. Antichos Theos (Tanrı) kutsal tepede gömülmeyi emretmiştir.Araştırmalar sonucunda tümülüsün masif bir kaya üzerinde yığılmış olduğunu ve I. Antiochosun mezarının ana kaya oyulmuş odada korunduğu düşünülmektedir.Dünyada Başka eşi bulunmayan ve Hiearatasyon diye bilinen bu kutsal mezar yerine kabartmalar ateş sunağı ve Tanrı heykelleri yer alır.

Önceleri yüksekliği 75 metre olan tümülüs Amerikalı arkelog Teresa Goel tarafından açılmak istenirken yaklaşık 50 metreye düşmüştür.

Tümülüs ve kutsal alanlar M.Ö I. yüzyılla tarihlenmektedir.

Etrafında antik bir şölen yolu bulunan dağa çeşitli zamanlarda araştırma konservasyon ve restorasyon çalışmalarında bulunulmuştur.

F.K Dörner tarafından yapılan çalışmalar öğrencisi Sencer şahin'e devredilmiştir."Kralın mezar odası büyük bil olasılıkla tümülüsün altındaki büyük kaya çekirdeğinin içinde zirveye yakın bir noktada ve Zeus ekseni diye tanımlanan hat üzerinde bulunmaktadır.

Bu hipotezin doğrulanması ise gelecek aratştırmaların sonuçlarına bağlı kalmıştır.

Geçmiş dönemlerde ulaşılıp soyulmadıysa Antiokhos I gibi sıra dışı bir kralın mezar odasının açılması Mısırda Tutankhamon'un Krallar Vadisindeki mezarının keşfinden sonra arkeloji dünyasının en sansasyonel olaylarından birisi olacaktır ...


Forum

30 Ağustos 2008 Cumartesi

Nemrud Müzeler Ve Ören Yerleri

Nemrud Müzesi

Arsameia Ören Yeri (Nymphaios Arsameiası): Kral I. Antiochos kitabelerinde söz edildiğine göre, Arsameia İ.Ö. 2. Yüzyılın başlarında Kommagenelerin atası Arsemez tarafından Kahta çayının doğusunda Eski Kahta kalesinin karşısında kurulmuş Krallığın yazlık başkenti ve idare merkezidir.




Güneydeki tören yolunda Mitrasın kabartma steli, ayin platformu üzerinde Antiochos-Herakles tokalaşma steli ve bunun önünde Anadolunun bilinen en büyük Grekçe yazıtı, yazıtın bulunduğu yerden başlayan 158 m. derine inen bir tünel ile yazıtın batısında benzer bir kaya dehlizi bulunmaktadır. Tepe üzerindeki platformda Mithridathes Callinichosun mezar tapınağı ve sarayı yer almaktadır. Arsameia ören yeri, Adıyamana 60 km. uzaklıktadır.

Yeni Kale: Adıyamana 60 km. uzaklıkta Kocahisar köyü yakınındadır. Kommageneler tarafından inşa edilen Yeni Kale, karşısındaki Arsemeia ile birlikte kullanılmıştır. Romalılar ve ardından Memluklular tarafından restore edilen Kale en son 1970lerde kısmen onarılmıştır. Kale içinde çarşı, cami, zindan, su yolları, güvercinlik kalıntıları ve kitabeler bulunmaktadır. Kaleden Nymphoise inen su yolu bir tünelle Arsameiaya başlanmıştır. 80 metreyi bulan bu yolla halen suya ulaşmak mümkündür.





Derik Kalesi: Cendere Köprüsünden sonra Sincik yolu üzerindeki Datgeli köyünün yakınlarındaki 1400 m. rakımda bulunan tepenin üzerine kurulmuştur. M.S. 70lerde Romalılar tarafından inşa edildiği ve 300lere kullanıldığı tahmin edilen, içerisinde büyük bir tapınak bulunan bölgenin kutsal alanı kabul edilen kalenin hemen yakınında Kommagene döneminde inşa edilen Temenos kalıntıları bulunmaktadır.

Gerger Kalesi (Fırat Arsameiası): Adıyamanın Kahta İlçesine 85 km. uzaklıkta bulunan, tarihi Geç Hitit dönemine dayanan kale, Fırat nehrinin batı yakasında yer almaktadır. M.Ö. II. yüzyılda Kommagenelilerin atası olan Arsames tarafından kurulmuştur. Sarp kayalar üzerine, Aşağı ve Yukarı Kale olmak üzere iki bölümde inşa edilen Gerger Kalesinin batı surlarında Kral Samosa ait bir kabartma bulunmaktadır. İslami dönemde de kullanılan kale içerisinde cami, dükkanlar ve su sarnıçları bulunmaktadır.





Perre Antik Kenti: Adıyaman kent merkezine 5 km. uzaklıkta, Kuyucak köyü yolu üzerindeki Pirin köyündeki kalıntılar 200 civarındaki kaya mezarı ve yerleşim yerine sahiptir. Antik çağdan kalan bu nekropol ve çevresi Kommageneliler döneminde önemli bir yerleşim merkezi olmakla birlikte, asıl Romalılar döneminde gelişmiş bir kenttir. Girişleri kabartmalarla süslenmiş birbirine geçişli içerisinde lahitler yerleştirilmiş kayaların içine oyulmuş mezar odaları şeklinde kalıntılardır.



ANITLAR

Karakuş Tümülüsü (Kadınlar Anıt Mezarı) Milli Parkın güneybatısında Adıyaman-Kahta girişinde bulunan, Kommagene Kralı II. Mithridates tarafından annesi İsas adına yaptırılan anıt mezar, sütun üzerindeki kartaldan dolayı Karakuş Tümülüsü olarak anılmaktadır. Doğu, batı ve güney yönlerde dörder sütun varken günümüze doğuda iki, batıda ve güneyde birer sütun kalmıştır. Doğu sütun üstünde aslan ve kartal heykel kalıntıları, batıdaki sütunun üstünde tokalaşma steli, yerde aslan heykel parçası vardır. Nemrut Dağı giriş noktası olarak belirlenen Karakuş Tümülüsü, Milli Park içersindedir.

Sofraz Tümülüsü İl merkezine 45 km., Besni ilçesine 15 km. uzaklıkta, Üçgöz (Sofraz) köyündedir. 15 m. Yüksekliğinde olan mezarın üzeri kırma taş ve molozla örtülüdür.

Sesönk (Dikilitaş) Besni ilçesinin 33 km. güneydoğusunda, Kızıldağ üzerinde Kommagene Kralı II. Mithridates tarafından inşa edilen anıt mezar, her biri yaklaşık 10 metre yükseklikte üç çift sütunla çevrelenmiştir. Sütunları üzerinde kadın, erkek ve aslan kabartmaları bulunmaktadır.

Karadağ Tümülüsü Adıyamana 5 km. mesafede, Karadağ eteğindedir, 2 bölümden oluşan bir kaya mezarı vardır.
Beştepeler Adıyamana 25 km. mesafedeki Ilıcak Köyü sınırları içindedir. Yığma taşlardan yapılmış 6 adet tümülüs mezar bulunmaktadır. Mezarların, Kommagene Kraliyet ailesine ait soylu kişiler için yapıldığı tahmin edilmektedir.

Malpınarı Kaya Yazıtı Adıyamana yaklaşık 35 km. uzaklıkta Malpınar mezrasında doğal kaya üzerine oyulmuş Hiyeroglif bir kitabe ve kayalara yapılmış yerleşim birimleri Geç Hitit dönemine aittir.

KAYA MEZAR VE MAĞARALAR

Haydaran Kaya Mezarları Adıyamanın 17 km. kuzeyinde Taşgedik Köyü sınırları içinde yer alır. Kaya mezarlar ve Güneş Tanrısı Hellias ile Kral Antiochosun tokalaşma kabartmaları vardır.

Turuş Kaya Mezarları Adıyaman il merkezine 40 km. uzaklıkta ve Adıyaman-Şanlıurfa karayolunun 1 km. batısında yer alan Turuş Kaya Mezarları Roma Dönemine aittir. Mezarlar zeminden aşağıya doğru ana kaya oyularak yapıldığından mezarların girişine aşağıya doğru inen 10-13 basamaktan sonra ulaşılır. Bazılarının duvar ve kapı girişlerinde çeşitli figürlerde kabartmalar bulunmaktadır.

Dolmenler Dikilitaşın kuzeyindeki kayalık alanlarda, Aşağı hozişi köyü yakınlarında dolmen tipi mezarlar bulunmaktadır. Sala benzeyen iki büyük kayanın birbirine çatılması ile yapılan bu mezarların Taş Devri insanlarından kaldığı tahmin edilmektedir.

Zey Adıyamana 7 km. mesafede, Zey Köyü yakınında, erken dönem Hıristiyanların yaşadığı yerleşim birimleri bulunmaktadır. Köyde ayrıca Şeyh Abdurrahman Erzincaniye ait bir türbe ve cami yer alır.

Göksu Mağaraları Göksu ırmağı boyunca yer alan 40 - 50 m. yükseklikteki sarp kayalıklar üzerinde doğal mağaralar bulunmaktadır. Besni tarafında Kızılin ve Sarıkaya Köyleri ile Adıyaman tarafında Gümüş Kaya ve Mal Pınarı civarında yoğunlaşmıştır.

Palanlı Mağarası Adıyamanın 10 km. kuzeyinde Adıyaman - Çelikhan - Malatya karayolunun üzerinde Palanlı köyünde yer almaktadır. M.Ö. 40.000 yıllarında kullanılmış doğal bir mağaradır. Duvarında bulunan ve halen fark edilen geyik figürü yalın kontur çizgilerle oluşturulmuştur. Mağaranın yer aldığı derin vadi ise ender bulunur bir doğa parçasıdır.

Kitap Mağarası Kayaların oyulmasıyla oluşturulmuş (demir Kale 1) adıyla anılan, ikişer katlı erken dönem Hıristiyanların yaşadığı yerleşim birimleri bulunmaktadır. Mağaralara İndere köyü (Zey) içinden yaya olarak gidilmektedir.

Gümüşkaya (Palaş) Mağaraları Adıyaman ilinin 40 km. güneybatısında Göksu nehri kenarında aynı adla anılan köyün batısında kayalardan oyma tünel şeklinde birbirleri ile bağlantılı çok sayıda mağaralar yer almaktadır. Tarihte konut olarak kullanılan bu mağaraların M.Ö. 150 yılında yapıldığı tahmin edilmektedir.
Sohbet | Forum

Nemrud Video Belgeseli









Nemrud Karakuş Tümülüsü

Nemrud Karakuş Tümülüsü
Kahtadan 12 Km kuzeyde Nemrud Dağı milli parkı içinde ismini güneydeki sütunun üzerinde bulunan kartaldan alan Karakuş Tümülüsü Kommagene aile kraliyet mezarı olarak inşa edilmiştir.
Bu Hieratasyon Nemrud dağındaki Hiearatasyon'u yaptıran I Anticochos'un oğlu II Mithradates tarafından annesi lsias kız kardeşi Anticochis ile onun kızı için yaptırmıştır...
Tümülüsün etrafında Dor nizamında yapılmış ve üzerinde Pers-Grek sembollerinden oluşan heykel ve kabartmalar bulunmaktadır.
Güneydeki sütun üzerinde kartal doğuıdaki sütunların birinde aslan diğerlerinde boğa heykeli bulunmaktadır.
Boğa ilk çağ dinlerinde önemli bir semboldü.İran inanışlarına göre ışık tanrısı Mithra Kozmik boğayı kurban ederek bünyayı yaratmıştı.Bütün canlı varlıklar boğanın kanından meydana gelmiştir.Mithra Işık tanrı olarak kötülükleri yok edip karanlıkları aydınlattıktan sonra Güneş Tanrı olarak göğe çıkmıştır.Her şeyi görüp duyduğu içinde öbür dünyada ölülerin ruhlarını sorgular.Bu sorgulamadan başarı ile çıkanları kurtuluşa ve ölümsüzlüğe kavuşturması Mitha'ya manevi bir boyut kazandırmıştır.
Boğanın Karakuş tümülüsünde sembolize edilmesi eski inanışlara olan saygıdan dolayıydı.
Kuzey Batıda bulunan sütunda Kommagene krallarından birinin Herkül Herakles'le tokalaşması sembolize edilmiştir.Aynı yerde bulunan aslan heykeli tahribat görmüş ve parçaları müzede saklanmaktadır.
1967 Ağustosunda F.K Dörner tarafından yapılan sondaj çalışmalarında tümülüsün altında bir mezar odası Samasote(Samsat)de üstlenmiş XVI. Roma Lejyonu Tarafından Talan Edilmiştir



Sohbet | Forum

Nemrudun Doğumu ve Mısıra Uzanan Yol

Hıristiyanlığın ilk yıllarında Urfa, çok önemli bir eğitim merkeziydi ve kutsal kalıntılar hala orada görülür. Haçlılar´ın yıkımlarından sonra bölge, 1145´de İslam Komutanı Zengi tarafından ele geçirilmiş ve 1146´da da Zengi´nin oğlu Nureddin, Haçlıları tamamen uzaklaştırmıştı. Gilbert, araştırmalarında kayıp Kardeşlik Örgütü´nün izlerinin Urfa´da da bulunduğu belirtiyor ve Matta İncili´ndeki "Maji Öyküsü" nü hatırlatıyor. Mesih´in yani İsa´nın doğumu yani Christmas Günü sandığımız gibi 25 Aralık değildir, bu tarih aslında antik bir Pagan festivalini simgeler (Mitralar´ın Doğum Kutlamaları). Gerçek Christmas Milattan önceki 7. yılın 29 Temmuz´udur yani İsa milattan 7 yıl önce doğmuştur ve o gün gök konumu çok özeldir; Güneş her yıl aynı tarihte, "Kral´ın Doğumu" konumuna girer Aslan Burcu´ndaki "Küçük Aslan" veya "Aslan Yürek" de denen Regulus´la buluşur. Bu aynı zamanda da, göğün en parlak yıldızı olan Sirius´un yükseliş döneminin hemen sonrasıdır yani Sirius özgün periyodundaki görünmezlik dönemini bitirerek, yükselmeye başlar. Mısır Mitolojisi´nde Sirius yıldızı, Tanrıça Isis´in özel yıldızıdır, görülmediği dönemde Tanrıça hamiledir, yükseldiğinde yani parlamaya başladığında oğlu Horus doğar, bu da Güneş-Regulus buluşmasıyla simgelenir.
Sohbet | Forum

Kral Antiochos´un krallığı

Gilbert, Kral I. Antiochus´un yaşadığı çağda varolan Sarmoung Kardeşlik Örgütü ile yakın ilişkisi olduğu görüşünde, onun Kuzey Fırat bölgesine yayılan küçük krallığının ana simgesi aslandı veya Commagene Aslanı´ydı. Nemrut Dağı´nda bulunan dev mezar anıtta, astrolojik ve Hermetik simgeler kullanılarak, gizem vurgulanmıştı. Nemrut´da bulunan Aslan kabartmasının üzerindeki Astrolojik simgeler aslında bir horoskop yani yıldız haritasıdır ve Gilbert burada belirtilen işaret edilen iki zaman dönemiyle, Kral´ın doğum ve inisiye yani örgütte eğitildiği tarihleri işaret ettiği düşüncesindedir, bu tarih 6 Ocak´tır yani İsa´nın Yahya Peygamber tarafından vaftiz edildiği tarih yani özgün adıyla "epiphanes" günü. Günümüzde, aynı tarihte Ortodokslar suya haç atarak kutlamalar yapıyorlar. Gilbert, Kral Antiochus´un krallığının henüz bulunmamış bir yerinde 35´ eğiminde, 155 m. uzunluğunda, nereye gittiği bilinmeyen bir tünel olduğunu iddia ediyor. Aslında bu iddia doğru, çünkü arkeologlar uzun zamandan beri bu bulmacanın peşindeler, Kahta´dan Nemrut Dağı´na uzanan tünellerin varlığı biliniyor ama nereye gittikleri henüz anlaşılamadı zira o boyutta kazılar yapılmış değil. Gilbert Commagene Kralı´nın doğum tarihini de hesaplıyor; bu tarih Güneş´in, Regulus yıldızıyla Aslan Burcu´nda buluşum yaptığı tarih yani 29 Haziran. Adrian Gilbert, Urfa´nın da (Eski adıyla Edessa) Orion Bilgeliği ile ilgili bir astrolojik merkez olduğu görüşünde ve bunun kanıtlarının da Eski Ahit´te yani Tevrat´da bulunduğunu belirtiyor.

Sohbet | Forum

Hıristiyanlığın Gerçek Lideri Nemrud´da Mıydı?

1920´de G.I.Gurdjieff, batıya geldi ve Fransa´da kendi adına bir gizem veya ezoterizm okulu açtı, okulun izlediği yol çok eski bir ezoterik okulun yoluydu; bu çok uzak geçmişten gelen okulun adı "Sarmoung Kardeşliği" idi. İpucu izlendiğinde, (Gurdjieff hakkında yazılan otobiyografi de bu yöndedir.) adı geçen örgütün temelinde büyük bir olasılıkla, bir zamanlar Kuzey Mezopotamya´da gelişip, yayılan ama sonra yok edilen Hıristiyan Gnostik Okulu´ndan geriye kalanlar bulunuyordu. İzleri sürdürdüğümüzde bu kez günümüz Türkiye´sinin sınırlarının içine giriyor ve kayıp gizem okulunun Güneydoğu Anadolu´da bulunduğu anlaşılıyordu yani Gurdjieff´in kurduğu örgütün en uzak geçmişinde yer alan kayıp gizem okulu Anadolu´daydı; Ama nerede? İşte burada ortaya çıkan bir adam yeri bulduğunu söyledi, adamın adı Adrian Gilbert´ti,1972 yılında, Adrian Gilbert hacı olmak amacıyla, Filistin´e, Hz. İsa´nın doğum yeri olan Bethlehem´e gitmişti, aslında bilgeliğin peşindeydi, bir gizem örgütü arıyor ve eğitilmek istiyordu. Bölgede bir gizli okulun olduğunu duymuştu, kulağına gelenlere göre Matta İncili´nde adı geçen Maji Okulu buradaydı, sıkı bir arayışın ve gizem dedektifçiliğinin sonucunda, o da Gurdjieff´in izine rasladı, Filistin´de ortaya çıkan iz, Fransa´da gelen izle Anadolu´da birleşiyordu ve Adrian Gilbert artık sonuçtan emindi; Kayıp "Kardeşlik Okulu" nun liderini ve yerini bulmuştu; Gilbert´e göre örgütün kurucusu Commagene Kralı I. Antiochus, yeri ise Nemrut Dağı´ydı.


Nemrud Dağının Gizemleri

Nemrut dağının gizemi
Tarihin neresine bakarsanız bakın, muhakkak dünyanın bir yerinde, özgün bir inanç veya mistik ya da okült bir yaşam biçimi karşınıza çıkacaktır. Bu tür grupların ana ilkesi kardeşliktir, kardeşlik adayı belli bir eğitim, öğrenim ve sınav aşamasını yaşadıktan sonra ezoterik gizemlerle beraber yaşamaya başlar ama bunları dışarıya taşıması yasaktır çünkü bilgi özeldir ve yeterince eğitilmemiş, amacını bilmeyen ve meraktan öteye geçemeyen yani hak etmeyen kişilere verilemez. Yüzyılın sonuna doğru, çoğunluğu Rus olan bir grup okültist veya ezoterist gizemci peşpeşe ortaya çıktı; aralarında Madam H.P.Blavatsky, Alexandra David-Neale, P.D. Ouspensky ve G.I.Gurdjieff gibi çok önemli isimler bulunuyordu. Doğunun tanımıyla bunlar; "Bilgeliğin Ustaları" ydılar. Tümü, uzak geçmişin ezoterik ve gizemci mantığı doğrultusundaydı, kurdukları gizem örgütleri günümüzde milyonlarca insanı yönlendiriyor, yani "Kardeşlik" hala yaşıyor.

Nemrud Dağı Çok Uzak Bir Oyku

"Kardeşlik Örgütü" Anadolu´daydı Nemrut´un Sırrı Nemrut Dağı hep gizemli iddialara hedef oldu; hatta uzaylıların gizli üssü olduğu bile iddia edildi; kesin olan tek şey dağda bilinmeyen veya henüz keşfedilmemiş tünellerin olduğu ve efsanevi Commagene Kralı I. Antiochos´un kayıp mezarıdır. Dağın gizemi, çok değişik alanlara yöneliyor; Hıristiyanlığın burada başlamasından tutun da, İsa´nın doğumundaki simgesel anlama ve de Noel´in yanlış zamanda kutlanmasına kadar... "The Orion Mystery ve The Mayan Prophecies" kitaplarının yazarlarından araştırmacı Adrian Gilbert, bu sırrı kovaladı, Rusya´dan Fransa´ya ve Mısır´a, Filistin´den Güneydoğu Anadolu´ya uzanan yorucu bir çalışmadan sonra edindiği bilgileri, inanılmaz iddialarla bütünleştirerek, bir kitap yazdı ve gizem büyüdü.....

Nemrud Dağı'nın Bilinmeyen Tarafları

Nemrut dağı ve sırları
Adrian Gilbert, tüm öykünün anlamının farklı olduğu görüşünde, bizlere bu şekilde İsa´nın doğum horoskobunun yani yıldız haritasının anlatılmak istendiğini düşünüyor, eğer okuma doğru yapılırsa kesin zaman belirlenecektir. İsa´da Horus gibi bir kral olarak doğmuştur, gezegenlere uygun armağanlar onun doğumunu simgelerler, Matta İncili´nde armağanların baştan çıkarıcı oldukları ve egosal amaçlarla kullanılabilecekleri vurgulanır. Yani üç gezegenin negatif yönleri vurgulanır, negatif yönler pratik Maji´nin reddedilmesi (Merkür), ölümsüzlük arzusu (Satürn) ve krallık yani iktidar hırsıdır (Jüpiter). Daha sonraki olaylarda benzer anlamlar içerirler, Yahya Peygamber Ürdün Irmağı´nda İsa´yı vaftiz ederken cennetten gelen bir güvercin simgeselliğinde İsa´ya en yüksek armağan verilir, bunun anlamı gezegendeki en yüksek krallığın onaylanmasıdır. Artık o, Logos´un yani Varoluş´un aracı olmuştur. Yani Vaftiz´in simgeselliği ve 6 Ocak kutlamalarının anlamı göksel buluşmanın gerçekleşmesi daha da ötede İsa´nın göksel doğumudur. Ama daha sonra bu tarih değişecek, 25 Aralık´a kayarak, antik Roma´nın Satürn şenlikleri Mitralar´ın doğumu ile karışacaktır.
Bütün bunlardan anlaşılan şey, Kayıp Kardeşlik Örgütü´nün içeriğidir, Horus´dan, İsa´ya oradan da Kral I. Antiochus´a uzanan gizemin ezoterik anlamı ve bunun astrolojik metodla, Hermetik Bilgelik düzeyinde simgeselleştirilmesidir fakat tüm anlatılar ve Gilbert´in iddiaları yine de asıl gizemi açıklayamıyor; yıldızların ve gezegenlerin etkinliği ya da önemi acaba kutsallık düzeyinde ezoterik simgesellik midir? Yoksa, dünya dışındaki bir yerler mi ima edilmektedir? Sır, Orion ve Sirius´da saklı gibidir; birgün bunu da öğreneceğiz; ne zaman mı? Kimbilir, belki de Nemrut Dağı´nın altında yatan sırrı çözdüğümüz zaman

Sohbet | Forum

29 Ağustos 2008 Cuma

Nemrut Büyü


Şeytan dağındaki mağarada
Duydum büyücü bir kadın yaşarmış
Aşka inanmayan taş kalplileri
Büyüler,kara sevdalı yaparmış

Yüreğimde yenilginin acısı
Yollandım şeytan dağına
Az gittim uz gittim bir akşamüstü derken
Vardım büyücünün mağarasına

Dedim ki,bir halden bilmeze düştüm,
Al bütün varımı yoğumu
Bir büyü yap anlasın
Sevdanın ne yaman şey olduğunu

İki yürek oydu iki taştan,
Koydu bulanık bir suya
Üç vakit sonra gel diye
Seslendi kör kuyuya

Üç gün, üç ay. üç yıl bekledim
Derken bir akşam üstü çalındı kapım
O kendini beğenmiş deli dolu kız
Ne hale gelmişti Allah'ım !

Kara gözlerinde şimdi
Kara gecelerin acısı vardı
Ağladı kapandı ayaklarıma
Sev beni,sev diye yalvardı

Git dedim istemiyorum artık
Birazda sen öğren ağlamasını
Geceler boyu duy bir yol
Yalnızlığın kahreden acısını.

İnanmayın dostlar,inanmayın...
Ne büyü var ortada ne de büyücü
Yıllardır kendimi avutmak için
Uydurdum bu yaşanmamış öyküyü...



Sohbet | Forum

Nemrud Antiochos'un Kutsal Kanunları

Zeus heykelinin arkasında N O M O [ (Nomos) Burada Antiochos'un Kutsal Kanunları başlar. Nemrud'un kült yazıtı Antiochos'un vasiyetnamesi olarak görülebilir. Antiochos insanları yönlendirmek amacıyla Nomos'u başlatmıştır.
(*) Antiochos, belki de eğitiminin bir parçası olarak, gençliğinde atalarından Büyük İskender'in İndus Irmağı'nın kıyısında kurduğu Buchepala ve Alexandra gibi bazı şehirlere uzun yolcuklar yapmıştı. Bu gezileri sırasında Buda felsefesini tanımış ve onun kutsal kanunlarından esinlenerek kendi kült yazısını (Nomos) geliştirmiş olabilir.
Sebebi ne olursa olsun, tüm Kommagene tapınaklarına Nomoslar kazınmıştır. Nemrud Dağı'nda da Nomoslar dev heykellerin arkasına yazılmıştır.
Antiochos Nomoslarda halkına nasıl ve ne zaman tanrıların onura sahip olduklarını söyler. "Bu Nomos benim tarafından ilan edildi ancak kanunları yapan tanrıların gücüdür" demektedir. "Kommageneliler ve yabancılar, krallar, hükümdarlar, özgür insanlar, köleler ve insanlığı oluşturan tüm insanlar sadece doğumları ya da kaderleriyle farklılaşırlar" derken yaptığı kanunların amacını belli etmiştir.
Antiochos herkesin bu kanunlara göre davranmasının ve gelecek nesillerin de bunu devam ettirmeleri gerektiğini "sonsuz zamanlarda bu toprakların sahibi olacak gelecek nesiller de bu kutsal kanunlara uysunlar" sözleriyle belirtmiştir.
Antiochos'un gelecek nesillere seslenmesi dikkate değerdir zira o kendinden ve halkından sonra aynı topraklarda başka insanların yaşayacağının bilincindedir. Ne kadar mütevazı ve ne kadar bilgece!
Nemrud'taki Nomosta yaşamının sonu için hazırladığı vasiyetnameyi okuyabiliyoruz: "Saf ve adil olmanın sadece en hakiki mülkümüz olmakla kalmayıp aynı zamanda duyabileceğimiz en derin sevinç olduğu kanaatine vardım."
"Bu kanaat beni başarı kazanmamı ve onu hayırlı yönde kullanmamı sağladı. Yaşamım boyunca beni tebamın önünde tanrılara olan saygısı en güçlü silahı olan bir insan kıldı...İşte bunun sayesinde, beklentilerin tersine, ve tüm tehlikelere rağmen, tahmin edilemeyeni başardım ve nice senelerimi mutluluk içinde geçirdim."
Tarihsel gerçekler de Antiochos'un sözlerini doğrular. Kommagene batıda Roma, doğuda da Part tehlikesine açık bir bölgede kurulmuş küçük bir krallıktı. Antiochos'un hükümdarlığı altında Kommagene bu iki gücün amansız saldırılarına rağmen yıllarca bağımsızlığını koruduğu gibi en bayındır dönemini de ulaşmayı başarmıştır.

nemrud Arslanlı Horoskop

Bati Terasi'ndaki Aslanli Horoskop bilinen en eski horoskoptur ve önümüzdeki 25,000 yil içinde bir daha görülmeyecek bir konstelasyonu tasvir eder.

Bu canlandırma sizi İ.Ö. 109 yılının 14 temmuzuna Nemrud'un Batı Terası'na götürecek ve o geceye ait özel konstelasyonunu izleyeceksiniz.

Aslanlı Horoskop 1.75 x 2.40 metre boyunda ve 0.47 kalınlığında bir taş kabartmadır. Sağa doğru yürümekte olan bir aslanı betimler.

Aslanın gövdesinde 19 yıldız vardır. Her yıldız sivri uçlu sekiz ışından oluşur. Konumlarındaki küçük değişiklikler dışında, bu yıldızlar Eratostenes'in Ephemeris'inde tasvir ettiği Aslan Konstelasyonu'nu temsil eder.

Aslanın boynunda, yeni ayın sembolü hilal vardır. Hilalin hemen üstünde Regulus (Kral) yıldızı parlar. İnsanlık tarihi boyunca Regulus yıldızı krallarla özdeşleştirilmiştir. Kopernik "Rex"e ithafen bu yıldıza Regulus adını vermiştir ki bu Ptolemeus'un "Basileos"u ile aynıdır. Aynı yıldız antik Akad'da Amil-gal-ur (Gökkubbenin Kralı); Babil'de Sharu (Kral) ve antik Pers'te dört kraliyet yıldızının lideri kabul edilmiş ve Miyan (Merkez) adını almıştır.

Aslanın üstünde de her biri 16 ışından oluşan üç adet yıldız görülür. Bunlar yıldız değil gezegendir. Soldan sağa: Mars, Merkür ve Jüpiter. Her birinin üst kısmına Yunanca isimleri kazınmıştır:

Aslanlı Horoskop adı geçen göksel cisimlerin bir anlık konumlarını tasvir etmektedir. Peki ama hangi andır bu?

Jüpiter'in yörüngesini tamamlası için 12, Mars'ın iki ve Merkür'ün bir yıla ihtiyacı olduğunu, Ay'ın ise yörüngesini bir ayda tamamladığını bildiğimize göre horoskoptaki yavaş gezegenlerin yani Jüpiter ve Mars'ın yılı, Merkür'ün ayı ve Ay'ın da günü gösterdiği ortaya çıkıyor.

Seçimde ilk olarak Jüpiter'in Aslan Konstelasyonu'nda yer aldığı yıllar belirlenmiş ve bunlar arasından Mars'ın da yörüngenin aynı tarafına doğru ilerlediği yıllar seçilmiş. Aynı hesaplar Merkür için de yapılmış...

Kullanılan ikinci kriter gezegenlerin Aslanlı Horoskop'a göre Mars - Merkür - Jüpiter şeklinde dizilmiş olmalarıdır.

Sonuç olarak İ.Ö. 109 yılının 14 temmuzundaki konstelasyon seçilmiştir.

Normal şartlar altında Merkür'ü dünyadan çıplak gözle görmek mümkün değildir. Ancak bu özel günde Merkür güneşten en uzak konumuna ulaştığı için yeryüzünden kolaylıkla seçilebiliyordu. Güneşin doğuşuyla ayın batışı arasındaki zaman farkı yaklaşık 17 dakikaydı. Eğer Ay - Kral Yıldızı buluşması dağın tepesinden görülebildiyse bu ancak çok kısa bir süre için, Ay'ın gerçek yerel saatle 19:37'de batmasından hemen önce olmalıdır yani yıldız ve gezegenlerin Aslanlı Horoskop'da betimlenmiş konumlarını almalarından sadece bir kaç dakika önce.

Bu özel ve istisnai fenomen sadece konstelasyonun oluştuğu tarihi değil aynı zamanda kesin saati de (19:37) hesaplamamıza imkan veriyor ki bu müthiş şaşırtıcıdır.

"Böylesine bir kabartma göksel cisimlerinin konumlarını ancak çok kabaca tasvir edebilir,"diyen bilimadamı Puchstein bu son derece ayrıntılı hesapların Aslanlı Horoskop'da yer aldığını öğrenebilseydi herhalde çok şaşırırdı.

Sohbet | Forum | dini chat

Nemrudun Önemi - Nemrudu özel kılan nedir?

1987’de Unesco Nemrud’u İnsanlığın Kültür Mirası Anıtı ilan etti.


Platform oluşturmak için dağın tepesinden 200,000 m3’lük kütle, elle yontulmuştur.
Bu platform üzerinde, 150 metre çapında, matematiksel bir koni inşa edilmiştir.
Uzak bir vadiden çıkartılan ve her biri altı ton ağırlığındaki taş bloklar dağın tepesine taşınmış ve her biri on metre yüksekliğinde on anıt yontulmuştur.
Dünyanın en büyük horoskopu buradadır.
Bu horoskop Ay’ın, üç gezegenin ve Leo’nun 19 yıldızının 2100 yıl önceki konumlarının betimlendiği 2 x 2.5 metre büyüklüğünde taş bir plakaya oyulmuş, dünyanın en eski horoskopu olan ‘Aslanlı horoskop’tur.
Kral 1. Antiochos’un mezarının Tutankhamon’un mezarı kadar zengin olduğu sanılmaktadır.
500 metreden daha uzun yazıtlarda bir krallığının öyküsü anlatılmaktadır.
Eşsiz sanat üslubu eski Yunan ve Pers etkilerini yansıtır. Varlığı bilinmekle beraber mezar henüz keşfedilememiştir. 1989 - 1990 yıllarında yapılan jeofiziksel araştırmalar sonucunda Uluslararası Nemrud Vakfı (UNV) mezarın konumu hakkında detaylı bilgi elde etmiştir. Arkeologlar Kral 1. Antiochos’un mezarının Mısır firavunlarının ki kadar önemli olduğu kanısındadırlar.
Uluslararası Nemrud Vakfı’nın (UNV) AmacıNemrud anıtı 2000 yıldır vardır ve UNV’nın amacı onun bir 2000 yıl daha ayakta kalması için çalışmaktadır.
UNV bu eşsiz anıtı gelecek nesillere taşıyacak her türlü girişimi desteklemeyi ve sürdürmeyi amaçlar.
Uluslararası Nemrud Vakfı’nın diğer bir çabası da yazılı basın, radyo, televizyon, film ve Internet gibi alanlarda Nemrud’u tanıtmaktır.
Uluslararası Nemrud VakfıNemrud İnsanlığın Kültür Mirası Anıtı statüsünde olduğu için onu korumak sadece Türkiye’nin değil tüm dünyanın paylaşmak zorunda olduğu bir sorumluluktur.
UNV, Türkiye, Hollanda ve Almanya gibi ülkelerden üyelerin de aralarında bulunduğu bir vakıftır. Pek çok ülkeden vakfa katılan üyelerin ortak yanı kendilerini Nemrud anıtına adamalarıdır.
1 Ağustos 2001'de, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Amsterdam Űniversitesi Arkeoloji Merkezi'nden Prof.Dr. Herman C. Brijderá Nemrud Dağı ve çevresinde hafriyat yapmaya ruhsat veren kararı onayladı.

Nemrudu Araştıran Ve Keşf Edenler

Nemrut Dağı Güneydoğu Anadolu bölgesinin Adıyaman ilinde kahta ilçesi Ankar dağları yakınında 2.150 metre yüksekliğinde bir dağdır.
Kommagene kralı Antiochus Theos, M.Ö. 62 yılında bu dağın tepesine, pekçok Yunan ve Pers tanrısının heykelinin yanısıra kendi mezar-tapınağını da yaptırmıştır. Mezarda, bir kartalın başı gibi, tanrıların taş oymaları bulunur. Heykellerin diziliş şekli hiyerotesyon olarak bilinir.Ayrıca her heykelin boyu 10 metre kadardır ve dünyanın en güzel gün doğumu ve gün batımı burada olduğu söyleniyor.
Mezarda 1881 yılında Alman mühendis Karl Sester tarafından kazı çalışmaları yapılmıştır. Daha sonraki yıllarda yapılan kazılarda da Antiochus'un mezarı bulunamamıştır.
Nemrut Dağı 1987'de UNESCO tarafından Dünya mirası alanı ilan edilmiştir ve dünyanın sekizinci harikası sayılır.
Piyanist Tuluyhan Uğurlu, 2150 metreye taşınan piyano ile 4 Eylül 2003'te Nemrut Dağı zirvesinde bir konser vermiştir.

Karl Sester

Otto Puchstein

Karl Humann


Osman Hamdi Bey


Theresa Goell




Friedrich Karl Dörner

28 Ağustos 2008 Perşembe

SU SPORLARI

Kahta baraj sahili su sporları için çok ideal bir alandır. 1995 yılında, Kaymakamlığımız, Milli Olimpiyat Komitesi, Su Altı Federasyonu, Yelken Federasyonu, Başbakanlık GAP İdaresi Başkanlığı ve Gençlik Spor Genel Müdürlüğü ile konuyu değerlendirmiş, Kahta Belediye spora bağlı su sporları kulübü kurulmuştur. faal değildir. Festivaller süresince sörf, yelken, dalgıç, optimist dallarında kısa süreli su sporları faaliyetleri gösterilmektedir.2006 yılında DENİZCİLİK BAYRAMI KUTLAMALARI Kahta'da Atatürk Baraj Gölünde yapılmıştır.

MAĞARACILIKNemrut Dağı Milli Park alanında tarih öncesi dönemlerde kullanılmış çok sayıda turizme açılabilecek zengin mağaralar mevcuttur. Henüz envanteri çıkarılmamıştır.

YAMAÇ PARAŞÜTÜ VE DELTA KANADI

Bu spor türü, turizmin gündeminde olan önemli bir konudur. Nemrut Dağında Turizm Bakanlığı tarafından organize edilen tanıtım amaçlı yamaç paraşütü çekimleri, dünyanın etkin televizyon kanallarında yayınlanmış, 1995 yılından beri küçük gruplar halinde yamaç paraşütü turları düzenlenmektedir. Nemrut Dağı Milli Park alanı bu turizm kolu için idealdir. Delta kanadı profesyoneller tarafından Nemrut-Karadut ve Nemrut – Narince arasında nadiren yapılmaktadır.

TREKKİNG

Bu turizm hareketi zorunlu olarak 1972 yılına kadar Eski Kahta- Nemrut Dağı arasında yapılıyordu. Gidiş geliş 9 saatlik bir zaman içinde yapılan bu geziler kısmen katır sırtında ve büyük çoğunluğu da yaya olarak yapılıyordu. Halen münferit olarak bu güzergah doğa yürüyüşçüleri tarafından kullanılmaktadır. Aynı zamanda Karadut Köyü- Nemrut Dağı arasındaki 12 km’lik mesafe gruplar tarafından kullanılmaktadır.

Kahtada Nemrud Turizmi

İlçemiz sahip olduğu tarihi, kültürel ve doğal zenginlikler nedeniyle önemli bir turizm merkezi konumundadır. Özellikle Kommagene Medeniyetinden kalan tarihi miras, kültür turizmi için dünyanın en önemli kaynaklarından birini teşkil etmektedir. İlçemizin önemli tarihi, kültürel ve doğal zenginliklerini arkeolojik kültür varlıkları ve ören yerleri oluşturmaktadır. Bunlar ulusal ve uluslararası öneme sahip Nemrut Dağı (Antiochos’un Anıt Mezarı – Dev Heykeller), Arsemia (Eski Kale), Eski Kahta Kalesi (Yeni Kale), Cendere Köprüsü (Roma Köprüsü), Karakuş Tümülüsü (Kadınlar Anıt Mezarı) ile Şeytan Köprüsü, Kıran Köprüsü (Değirmenbaşı Köprüsü), Han Yeri (Burmapınar), Yassıkaya ören yerleridir. 2150 metre yükseklikteki Nemrut Dağı tepesinde bulunan Kral Antiochos’un anıt mezarını ziyarete gelenler, güneşin gizemli doğuşunu ve batışını seyretmektedirler.

1990 yılında başlayan Körfez Krizi ve takip eden olumsuzluklar nedeniyle azalan turizm potansiyelinin artırılması, iç ve dış turizmin canlandırılması, ilçedeki istihdamın arttırılması ve ilçe ekonomisine katkı sağlanması amaçları doğrultusunda 1993 yılından itibaren Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin ilk ve tek Uluslararası etkinliği olan Uluslararası Kahta Kommagene Festivali tertiplenmeye başlanmıştır.

Kommagene Medeniyetinin adıyla tertiplenen festival, geleneksel hale getirilerek her yıl 25-27 Haziran tarihleri arasında ulusal ve uluslararası kültürel, sportif, akademik etkinliklerin sergilenmesiyle tertiplenmektedir. Festivalde yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde sergilenen etkinlikler ilçe, bölge ve ülke tanıtımına ve iç turizmin yanı sıra dış turizmin de gelişmesine katkı sağlamaktadır.

Uluslararası Turizm Arenasında gösterilen çabalar sonucu 2004 yılında Turizm Oskarı sayılan ALTIN ELMA ÖDÜLÜ NEMRUT’A verilmiştir. Bu ödül Adıyaman Müzesinde sergilenmektedir

07.06.2002 tarihinde Turizm, Orman ve Kültür Bakanlıkları tarafından onaylanarak yürürlüğe giren Nemrut Dağı Milli Parkı Uzun Devreli Gelişim Planının 2002 yılı çalışmaları kapsamında Karadut, Belliyayla ve Arsemia’da 3 adet giriş ünitesi ile Arsemia da giriş ünitesi bitişiğinde bir adet çeşme yapılmıştır

Turizmden elde edilen gelirin nakit ve döviz olarak ekonomiye yansıması çok değişik kesimlere dağılması ilçemizdeki ekonomik hareketi canlandırmaktadır. İlçeye gelen her turist ortalama olarak 1 gün için 100 $ döviz bırakmaktadır. Yıllık turizm potansiyelimiz 150 – 200 bin turist civarındadır.

Turizm hareketi, ilçemiz ile kalkınmış dünya ülkeleri arasında bir köprü görevi yapmaktadır. İlçemizin misafirperverliği, kültürel kaynaşmayı da sağlamaktadır.

Sohbet | Forum | dini chat

Nemrut dağında Kommagene olarak bilinen bereket sembolü

Nemrut dağında Kommagene olarak bilinen bereket sembolü bize önemli bilgiler vermektedir। “Tyche, Fortuna ya da bereketli Kommagene topraklarının tanrıçası olarak bilinen heykel panteondaki tek kadın figürüdür. Zeus'un sağında (kuzeyde) oturmaktadır. Aynı tanrıça Kommagene'deki diğer yazıtlarda tanrıça Argande olarak adlandırılır. Kommagene krallarına özgü bir tanrıçadır. Arsemia'da Antiochos ondan Perslilerin toprak tanrıçası Anahita ile eş görüldüğü tahmin edilen Hera Teleia olarak bahseder. Tanrıça 1960'ların başına değin başı omuzları üzerinde hiç bozulmamış şekilde kalan tek büyük figürdür. Ayağında uzun çizmeleriyle bir himation giymiştir. Sol elinde içi meyve ve çiçek dolu bir çelenk, sağ elinde de bir kısmı kucağına düşmüş meyve dolu bir sepet tutmaktadır”6. Kommagene’nin batı terasındaki heykeli daha da belirgindir. Dikkatle bakıldığında Kommagene’nin başında çeşitli meyveler bölgenin önemli meyvelerini anlatmaktadır.(Resim 2 Kommagene-Tykhe)




Bunlar üzüm, incir, nar, zeytin, elma, armut, fıstık, ceviz gibi meyvelerdir. Günümüzde bile önemli bir halk yiyeceği olan ve dağlık kesimlerden toplanarak çeşitli yemekler yapılan kenger (yaban enginarı) eskiden beri bilinen önemli bir yiyecekti. Özellikle eski dönemlerin önemli bir şifalı bitkisi olan Kenger, ilaç yapımında da kullanılan bir bitkiydi. Kenger yapraklarını Zeugma da bir evin yemek odasından (triclinium) çıkarılan “Kahvaltı Sofrası” (Resim 3-Kahvaltı Sofrası) mozaiğinin kenar süslemelerinde de rastlıyoruz.


Bu mozaik Kommagene’li ünlü mozaik sanatçısı Samasote’li Zosimos tarafından yapılmış bir çıkarılan ve Eros ile Psikhe’nin aşklarını konu alan bir mozaiğin kenar süslemelerinde dönemin ünlü meyve ve sebzelerini görüyoruz.(Resim 4-Eros-Psikhe- Gaziantep Arkeoloji Müzesi)


Burada kenger, (yaban enginar) üzüm, incir, nar, armut, elma, zeytin, kabak, vb gibi meyve ve sebzeler kıvrık kenger dalları ve zambak çiçekleri ile detaylandırılmıştır. Kommagene dönemi yemeklerinde, ilk çağların uygarlıklarında yemek yapımında kullanılan zambakgillerden kenger, soğan, sarımsak, pırasa gibi sebzeler bolca kullanılıyordu. Yine dönemin bilinen en önemli sebzeleri yaban mantarı, turp, şalgam, börülce, kabak, soğan, sarımsak’tır.
Kommagene krallığının özellikle Samasote (Samsat) ve Selevkiya Euphrates (Zeugma) kentleri Fırat kenarında kurulmuştu. İpek yolu güzergâhında olan bu iki kentte, Fırat nehri geçit verdiği için doğu ile batı arasında önemli birer ticaret merkezleri durumundaydılar. Bu iki kentin hem Kommagene döneminde hem de Roma IV. Lejyonu döneminde güvenli birer ticaret merkezleriydi. Her türlü ihtiyaç maddesinin alış-verişinin yapıldığı bu iki şehirde doğu ile batıda bulunan her şeyi bulmak mümkündü. “Tarçın ve karanfil, her ikisi de doğudan getirilmesine rağmen, ortaçağın gözdesi bu iki bahar, ilkçağda mutfak yerine hekimlikte ve güzel koku yapımında kullanılmaktaydı”7. Özellikle şölenlerde tütsü ve güzel kokulu otlar ile kullanılmasını yazan Antiochos I eğitimini Hindistan’da tamamlamıştı ve doğu felsefesini iyi tanıyordu. Bu iki baharın kendi kutsal törenlerinde kullanılır olmasını mutlak isterdi.
Helenistik dönemde insanlar çoğunlukla tahıl ve baklagiller kökenli yemekler ile besleniyorlardı. Özellikle arpa ve buğdayın hem ekmek yapımında hem de bira yapımında kullanılması daha önceki dönemlerden beri biliniyordu. Kommagene krallığı önemli bir tarım ülkesiydi. Özellikle ilkçağlardan beri Kommagene ülkesi veya yakın yerlerdeki Tille höyük, Nevala çori, Göbekli tepe, Çayönü höyük gibi höyüklerin ambarlarında bulunan buğday, arpa, akdarı, bakla, nohut, mercimek, fasulye, börülce bölgenin önemli bir tahıl ambarı olduğunu kanıtlar gibidir. Gezgin bir Sofist olarak ünlenen Samasote’li (Samsat) Lukianos, Kommagene topraklarında doğmuş Atina, Roma, Mısır, Antakya gibi yerlerde yaşamış ünlü bir şair ve yergi yazarıdır. Bir yazısında örnek olarak şöyle demektedir. “Ama bu sefer içine şarap koymayalım, türlü danelerle dolduralım o fıçıyı: en üste buğday, sonra bakla, sonra arpa, arpanın altına mercimek, nohut hasılı çeşit çeşit daneler…”8. Günümüzde tam bir tahıl ve baklagiller ambarı olan eski Kommagene topraklarında bu ürünler doğal ortamda bolca yetiştiriliyordu. Bottero; Mezopotamya’da uygarlığın doğduğunu ve ilk defa tahıl ve baklagillerin bu bölgede yetiştiğini yazmıştır. Yine Boudan; Tahıllar (buğdaylar, kızıl buğday, kızılca buğday, arpa, çavdar) Ürdün nehrinden Fırat havzasının kuzeyine doğru ilerleyen ve Zagros dağlarından Fars’a doğru inen bir ağaçlı çayır şeridi üzerinde yetiştiriliyordu demektedir9.
Şölenlerin ana yemeği veya baştacı her zaman için bir et yemeği idi. Kommagene topraklarında yetişen av hayvanları insanların et ihtiyacını fazlasıyla karşılıyordu. Özellikle yaban kuşları (keklik, sülün, kumru) ve tavşan bilinen en önemli yaban avlarıydı(Resim 5-Kuşlar kabartması- Adıyaman müzesi)

Bunlara geyik, yaban domuzu (Resim 6- Yaban domuzu av sahnesi) eklemek gerekir.


Günümüzden 30 yıl önce bile özellikle Ankar dağları ve Halof dağlarında yaban geyiği, ceylan, yaban domuzu yaşamaktaydı। Bölge insanının acımasız avcıları tarafından anlatılan hikâyelerde kimi aileler yaban geyiğini öyle çok avlıyorlardı ki; kışın yenilmesi için, kavurmasını bile yapıyorlardı. Besni yakınlarındaki Sofraz köyünde Jörg Wagner tarafından bulunan ve şimdi Gaziantep müzesinde olan bir bazalt kabartmada (deksiosis) kral Antiokhos’un Apollo ile tasvir edilmektedir. Bu rölyefin bulunduğu Sofraz köyündeki Temenos, (Kutsal tapınma yeri) Apollo ve kız kardeşi Artemis Diktynna yani yaban hayvanlarını koruyan tanrıça adına atfedilmişti. Gerçek ile mith ne kadar farklı olabiliyor. Yaban hayatını koruyan Artemis anlaşılan günümüz avcı ve silahlarına karşı etkisiz kalıyor. (Resim 7- Artemis)



Kral Antiokhos Nemrut dağındaki yazıtta; tanrılara dindarlığını göstermek için kurbanlar kestirdiğini ve şölenler yaptırdığını söylüyordu. Yukarda anlatılan av etlerinin nefis yiyecekler olarak masalara konulması kuvvetle muhtemeldir. Perre (Pirin) antik kentinde bir mozaikte su kuşları ve koyun görünmektedir. (Resim 8- Koyun ve Kuşlar mozaiği- Adıyaman Müzesi) Kommagene döneminde koyun ve oğlak etleri sofranın en önemli ana yemeği idi. Samasote’li (Samsat) Lukianos bir karşılaştırma yaparken sofrada yenilenleri şöyle açıklıyor. “hani ölen efendilerinin mirasına konup ta birdenbire zenginleşivermiş köleler vardır, ellerine geçen üstlüğe nasıl bürüneceklerini, sofrada nasıl oturup ne yapacaklarını bir türlü bilemezler; bakarsın, önlerine semiz piliçler, en iyisinden domuz etleri, tavşanlar getirilir, onlar gene ezmeye (Sebze ezmesi) tuzlu etlere saldırır”10. Büyükbaş hayvanlardan boğa ilkçağdan beri dini anlamda önemli bir yere sahipti. Karakuş tümülüsünün kuzey sütunlarından birinde boğa heykeli vardır. Boğa ve sığır gibi büyükbaş hayvanların yük ve özellikle tarla sürmede yararlanıldığı için de sofralara gelme ihtimali az görünüyor.
Kommagene dönemi insanı kentlerini hep su kenarına kurmuştu. Özellikle Fırat, (Euphrat) Nymph,(Eski Kahta) Chabinas (Cendere) ırmakları tatlı su balıkları açısından çok bereketlidir. Samasote’de kral Mithradates’in sarayından çıkan ve Adıyaman müzesinde sergilenen, ünlü mozaik sanatçısı Samasote’li Zosimos imzalı bir mozaikte çeşitli tatlı su balıkları resmedilmektedir. (Resim 9- Taban mozaiği, Adıyaman müzesi) Günümüzde Atatürk barajından balıkçılar tarafından avlanarak, Nemrut dağına gelen turistlere ikram edilen ve ‘Sure’ diye bilinen bir tür tatlı su balığı olan sazan’a ne kadar da benziyor. (Resim 10- Adıyaman Müzesi)


Sonuç
Buğdayın ilk üretildiği, ekmeğin ilk yapıldığı, biranın ilk içildiği bölge olan kuzey Mezopotamya da Kommagene krallığı yaklaşık olarak 100 yıl bağımsız olarak hüküm sürmüştü. Uygarlık tarihi açısından kısa bir sürede böyle önemli eserleri insanoğluna armağan eden Kommagene krallarının sofralarında tam olarak hangi yemekleri, ne şekilde yediklerini bilemiyoruz. Ancak en azından bölgede olan sebze, meyve, yabani av hayvanlar, içkiler, tarım ve din hakkında bilgilere sahibiz. Bu bilgiler dahilinde Kommagene kralları şölenlere büyük önem vermiş ve halkı ilk defa bu sofralara davet ederek tanrılığını ve geçmişine yakışır dindarlıklarını göstermişlerdir. (Resim 10- Yazıt)

Şarap ve bira üretimi için özel bağlar ve vakıf arazileri tahsis edilerek üretim düzenli hale getirilmiştir. Özellikle nemrut dağı eteklerinde ve yazlık başkent olan Arsemia (Eski Kahta) da önemli tarım arazileri ve bölge için önemli olan su kaynakları vardır. (Resim 11- Arsemia’dan bakış)
Özellikle Nympaios (Eski Kahta) çayı ve Chabinas (Cendere) önemli su kaynaklarıdır. Bölge için önemli olan Fırat (Euphrates) kışlık başkent olan Samasote (Samsat) kenarından geçmekteydi. Günümüzde önemli bir vadi olan yerlerde birçok tarım ürünü yetişmektedir. Bu verimli arazilerin o dönemde de kullanıldığını söylenebilir. Günümüzde Fırat nehri havzasının Atatürk barajı ile dolması bu verimli arazileri sular altında bırakmıştır.
Sebze olarak yaban mantarı, kabak, zambakgillerden kenger, soğan, sarımsak, pırasa, meyve olarak: incir, nar, zeytin, üzüm, elma, armut baklagiller ve tahıllardan: buğday, arpa, çavdar, akdarı, fasulye, nohut, mercimek, içecek olarak: şarap ve bira, yaban hayvanları olarak: domuz, koyun, ceylan, keçi, tavşan, kuşlardan: keklik, su kuşları, sülün, kumru, balıklardan: tatlı su balıkları bölgede bolca bulunuyordu. Bunların dışında bölge önemli bir ticaret merkeziydi. Doğudan Çin ve Hindistan’dan gelen mallar ve ürünler Fırat nehrinin batı yakasına Samasote ve Zeugma gibi iki önemli kente akıtılırken alınan vergiler Kommagene krallarını zengin ediyordu. Özellikle demirin doğduğu yer olarak ta anılan Kommagene ülkesi güneye Mısır, Suriye ve Lübnan’a sedir ağacı yontulmuş taş ve demir satıyordu. Bu ticaret sonucunda bu ülkelerden gelen baharat, kumaş ve yiyecekler sofralardaki yerini alıyordu.
Yemek, kültürün en önemli öğesi olarak geçmişten günümüze kadar aktarılırken insanoğlu, mutlaka damak zevki, ulaşılabilirlik unsurları ve kendi yeteneklerini kullanarak önemli değerler oluşturup bunu sofralarına taşıyordu. Günümüzde Adıyaman’da yapılan keşkeğin veya Gaziantep’te düğünlerin vazgeçilmez yemeği olan Analı Kızlının Kommagene döneminde bundan yaklaşık olarak 2 bin yıl önce yapıldığını tam olarak bilmiyoruz. Ama günümüzde köylüler tarafında toplanarak çeşitli yemekler yapılan kenger veya yaban mantarları kesinlikle o dönemde de toplanıp yeniliyordu.
Günümüzde Özellikle bu bölgede yapılan yemekler çeşitlilik ve tanınmışlık açısından önemli bir yerdedir. Orta Fırat bölümü olarak adlandırılan bölgede iki bin yıl önce Kommagene kralları tarafından şölen yemekleri tertiplenir ve suyla karıştırılmış şarap halka ikram edilirdi. Büyük bir mutlulukla Nemrut dağından güneşin batışını izleyen Kral Antiochos I hayatın zevkini halkıyla paylaşırdı.

Nemrutta Şölen Yemekleri

Kommagene Krallığı M.Ö 69 ile M.S 72 yılları arasında günümüzün Adıyaman, Gaziantep, Kahramanmaraş illeri sınırlarında yaşamış önemli bir krallıktır. 2206 metrede Dünyanın 8. harikası olarak da bilinen Nemrut dağındaki eserleri yaptıran ünlü Antiochos I de Kommagene krallığının önemli krallarındandır. Nemrut dağı, Arsemia (Eski Kahta), Karakuş Tümülüsü, Pirin (Pere), Samosate (Samsat) gibi önemli eserler bırakan krallık, günümüzde birçok yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilmektedir.
Kommagene krallığı, şaheser yapıtlarıyla günümüzde çok ilgi çekmektedir. Çeşitli dönemlerde yapılan kazı çalışmaları sonucunda dönemin yaşantısı hakkında bazı bulgulara ulaşılmıştır. Buna rağmen Kommagene krallığının başkenti Samasote (Samsat) ve önemli şehirlerinden olan Selevkiya Euphrates’in (Zeugma) sular altında kalması, arkeolojik açıdan önemli birer kayıptır. Ama arkeolojik açıdan bakir sayılabilecek Arsemia (Eski Kahta) ve Perre (Pirin) in kazıları ile Kommagene krallığı hakkında daha fazla bilgiye ulaşılacaktır.
Kommagene krallığı, antik dönemin iki süper gücü (Pers-Roma) arasında kendini tanrılar seviyesine yükselttiğine göre önemli bir ekonomik zenginliğe sahipti. Özellikle güney Mezopotamya, Anadolu, Roma, Çin, Hindistan, Mısır gibi dönemin ülkelerine önemli ölçüde şarap, sedir ağacı, gümüş, demir, tarım ürünleri ihraç ediyordu. Geç Hitit, Asur ve Babil krallıkları döneminde vermek zorunda oldukları vergileri, bağımsızlığını kazandıktan sonra vermediler. Bu gelirler ülkenin daha da fazla zenginleşmesini sağladı. Özellikle jeo-stratejik açıdan kuzeyde Toros dağları güneyde Fırat nehri ile sınırlarının doğal olması ticaretin çok canlı olmasını sağlıyordu. Böyle önemli gelirlere sahip olan Kommagene krallığı, kısa sürede zenginleşmişti. Bu zenginlik Kommagene krallarının gelirlerini de hızla arttırıyordu.
Kommagene kentleri insanların yaşamasını kolaylaştırmak için her türlü lükse sahipti. Kral Antiokhos Arsemia’da (Eski Kahta) su sarnıcı yaptırdığını tünelin üzerindeki yazıtta şöyle anlatmaktadır; “Su ihtiyacı daha önceleri çok uzaklardaki derin kaynaklardan karşılanıyordu; ben, zengin kaynaklardan beslenen ve evlerin hemen yakınına kadar uzanan bir su şebekesi döşettim. Bunun için çeşitli vesilelerle, cesaret için teknik bakımdan silah, araç-gereç ve diğer savaş malzemesinin, ayrıca tahıl ve inşaat kerestesi gibi yardımcı malzemenin çok bol miktarda hazır olmasını sağladım, bu konuda daima dikkatli oldum”1.
“Büyük İskender’in ardıllarının propagandaya dönük şölenleri ve görülesi şenlikleri, kamuoyunun ve yandaşlarının bağlılığını güçlendirmeye yaradığı gibi, tanrıların kendi içlerinden birine, tanrı katına yükseltilmiş ya da yarı tanrı bir hükümdara bağışladığı nimetleri sergilemeye de yarıyordu”2. Kommagene kralı Antiokhos I yılda birkaç kez düzenlemiş olduğu şölenlerde annesi soyundan gelen Selevkos kralı Büyük Antiokhos III. aratmayacak kadar bol ve sınırsız yeme içme eğlenme imkânı sunuyordu. Çünkü kralların şölen tertiplemesi önceleri Perslerde önemli bir statüyken, Büyük İskender tarafından da benimsenerek doğudan batıya geçen bir gelenek halini almıştı. O dönemlerde düzenlenen şölenlerde, konuklar istediği kadar yer içer ve masada kalan yiyecekleri de kendileri ile beraber götürebilirlerdi; bir şey hariç; “kutsal kupaların içkiler içildikten sonra götürülmemesi”. Büyük Antiokhos III Selevkos kralı iken; “Antiokhos… her gün büyük kalabalıkları ağırlardı, çıkarılan ya da yenmeyen yemek tepeleri yanında, ayrıca herkes evine giderken ocak ateşlerinde pişen her tür kara, hava, deniz yaratığından, bütün bütün, bir arabayı dolduracak kadar alırdı. Bunlar yetmiyormuş gibi ballı çörekler ile güzel kokulu mür ve günlük ağaçlarının dallarından örülmüş adam boyundaki altın varaklı çelenkleri de götürürlerdi”3.
Antiokhos I Nemrut dağı Hieratasyon’u yazıtında, törenler için köylerde vakıf arazileri tahsis ediyor ve şölenlerde ikram edilmek üzere masaların yiyeceklerle donatılmasını, gelenlere suyla karıştırılmış şarap ikram edilmesini emrediyordu। “Eski yunanlılarda şaraba su katılarak içilirdi ve su katılmadan içilen şarabın taşkınlıklara yol açacağı sanılırdı. O dönemlerde şarap tahta fıçılarda, keçi derisinden yapılmış tulumlarda ya da toprak amforalarda saklanır, hava almasını önlemek için ağzı yağlı bezle kapatılırdı”4. Eski Yunanlılar şarabı suyla karıştırılıp içilmesi gerektiğini düşünmüşler ve bu gelenek Helenistik dönemde de aynen devam etmiştir. Daha önceki dönemlerde özellikle Asur ve Babil döneminde böyle bir gelenek yoktu. “Mısır metinlerinde ve birkaç resimde görülen ve sarhoşluğu pek de onaylamayan tavra Mezopotamya'da rastlanmaz. Tersine, en yüce tanrı ya da kahramanlar bile, kendinden geçmek ya da gizemli düşlere dalmaktan, bedenini denetleyemez olmaya dek sarhoşluğun çeşitli aşamalarında betimlenmektedir. Gılgamış destanının iki kahramanından deneyimsiz Enkidu, mayalanmış içkiyle ilk buluşmasında, içkinin insanı dönüştürücü etkisini anlatır: “boş verir oldu her şeye, keyiflendi / Sevinç bastı yüreğini / Yüzü alazlandı”5. Asur ve Babil döneminde bilinen en önemli içki olan arpa birası sıradan bir halk içkisiydi. Ancak şarabın şölenlerde gelen insanlara bolca sunulması, bu içkinin Antiokhos’un vakıf bağlarından, yapılarak insanlara ikram edildiği söylenebilir. Şarap tanrısı Dionysos’un içinde Nymphalarının da bulunduğu alayıyla (thiosos) dünyayı gezerken uğradığı yerlerden biri Kommagene krallığının başkenti Arsemia’nın Nymph nehri ile Zeugma’dır. (Resim-1-Zeugma Dionysos’un evliliği-Gaziantep Arkeoloji Müzesi)

dini chat

27 Ağustos 2008 Çarşamba

Nemrudun Kızı Sözleri



Nemrud'un KızıNemrud'un kızı yandırdı bizi


Çarptı sillesini felek misali


Sil yazımızı kurtar bizi


Çarptı sillesini felek misali


Mevlam gör bizi


Ocağım söndü nasıl beladır


Bırakıp getti bu ne devrandır


Dünya gözümde kerbeladır


Allah'tan bulasın


Kararsın bahtın yıkılsın tahtın


Yalvardım yakardım yol bulamadım


Ah doğmasaydım kara yazım


Evirdim çevirdim yaranamadım


Ayandır halım
Sohbet | Forum | dini chat

Nemrudun Keşif Hikayesi

Yüzyıllar önce Anadolu'nun eşsiz bir köşesinde, en kutsal yer olarak Nemrut Dağı'nı seçmiş bir krallık hüküm sürdü. Kommagene adındaki bu krallık, uzun yıllar Asur egemenliğinde kaldıktan sonra çetin savaşlar vererek bağımsızlığını kazandı.
Nemrut Dağı'nın gizemli tarihinin keşfinin üzerinden yüz yıldan fazla bir zaman geçti. Keşif hikayesi Berlin'deki Prusya Kraliyet Bilimler Akademisi'ne gelen bir mektupla başlamıştı. Akademi üyelerini heyecanlandıran mektup, genç yaşta ülkesini terk ederek Anadolu'da yol yapımı için güzergah belirleyen bir İngiliz grubun aşçılığını yapan Karl Sester'den gelmişti. Sester, Nemrut Dağı'ndaki harabelerle ilgili söylentiler duymuş, merakını yenemeyerek dağa çıkmaya karar vermişti. Gördükleri karşısında adeta dili tutulan Sester, yalnızca bir merak sonucu başlayan bu keşif hikayesiyle Nemrut Dağı'nın gizli tarihinin ortaya çıkmasına yardımcı olacaktı.
Kommagene Krallığı, Toros Dağları'ndaki çeşitli yolların birleştiği noktada bulunan, Suriye'nin kuzeyi, Hatay, Pınarbaşı, Kuzey Toroslar ve doğuda Fırat Nehri'nin çevrelediği, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Gaziantep illerini kapsayan bir coğrafyaya yayılıyordu

Sohbet | Forum | dini chat

Nemrut Lalesi Keşf Edildi

Dünyada nadir yetişen çiçeklerden olan ve Türkiye’nin çok az yerlerinde yetişen lalenin yeni bir örneği, Kahta ilçesinin Karadut İlköğretim Okulu öğrencileri tarafından keşfedildi.
Dünyanın 8. harikası olarak adlandırılan Adıyaman’ın Kahta İlçesindeki Nemrut Dağı’nın eteklerinde bulunan Onevler Mezrası Taşımalı İlköğretim Okulu Öğrencileri Köylerinin sarp dağlık yerlerinde yetişen kırmızı renkli çiçekleri toplayıp öğretmenlerine getirmesi sonucu keşfedilen Nemrut Lalesi doğal olarak yetişiyor. Henüz ticari olarak gündemdeki yerini alamayan Nemrut Lalesi şimdilik öğretmenlerine sabahları “Günaydın” diyerek derse başlayan öğrenciler tarafından çiçek demeti olarak öğretmenlere veriliyor. Her sabah öğretmenine bir demet lale getiren Ahmet Alan adındaki öğrenci lalelerin toplanması ile ilgili bildiklerini şöyle anlattı: “Sabahları arkadaşlarım öğretmenlerine çiçek getiriyorlardı. Bir gün köyümüzün kuzeyindeki Nemrut Dağı eteklerinde hayvan otlatırken bu kırmızı çiçekleri gördüm. Toplayıp eve getirdim. Ertesi sabah okula götürüp öğretmenime verdim. Öğretmenim çiçekleri görünce şaşırdı. Topladığım çiçeklerin lale olduğunu söyledi. Öğretmenim sevinince her sabah bir demet götürmeye devam ettim. Bizden başka kimse bu laleleri toplamıyor. Zaten kendiliklerinden yetişiyorlar. Genelde toplu halde ve sarp yerlerde yetişiyor. Değeri olan bir çiçek olduğunu hiç birimiz bilmiyoruz” dedi.

Nemrut Kommagene Unutulan Krallik

Kommagene Krallığı Türkiye'nin güneydoğusunda, Dicle ve Fırat Nehirlerinin yukarı kıyılarında kurulmuştu."Meşe ve çınar ormanları tepenin yamaçlarını kaplıyor. Vadilerinde incir, zeytin, ceviz ve nar yetişiyor. Mısır dünyanın başka hiç bir yerinde bu kadar iyi ürün veremez." Bu manzarının yüzyıl başında bölgeye gelen Alman bir gezginin güncesinde olduğuna inanmak zor.Sanki bir yeryüzü cenneti tasvir ediliyor. Gerçektende Aden Bahçesi'nin burada çiçeklendiği söylenir.Bugün bu topraklar anlatılan o cennete ait ipuçları vermiyor-cenneti çağrıştırmakta zorlanıyor. Yamaçları kapladığı söylenen o ağaçlar artık yok ve keçi sürüleri bitki örtüsünün son yeşilliklerini tüketmekle meşgul. Başlatılan sulama kanalları mucizeler yaratacak ve verilen çabalar sonunda bölge yeniden ağaçlanacak zira toprak burada çok verimli ve sayısız dağ pınarı var.Kommagene kömür, demir, altın ve petrol gibi mineral ve madenleriyle ünlü çok verimli bir bölgeydi. Bu zenginliklerin bir kısmı bugün yeniden keşfedilmiş durumda. Örneğin 1960larda bir arkeolog Fırat'tan altın çıkarmayı başardı.Diğer bir keşif petro ile yaşandı. Son birkaç yıldır bölgede yaygın olarak ham petrol sondajı yapılıyor. Heryerde Türk Petrol Ofisi'nin kara altın çıkaran petrol çıkarma şantiyelerini görmek mümkün.Ama artık zamanda yolculuk etme vakti. Kommageneyi ilk kez İ.Ö. 850 civarında yazılı tarihin kayıtlarında görmeye başlıyoruz. Bir Asur kralının tutanaklarında, halkın krala yıllık vergi olarak altın, gümüş ve sedir ağacından yapılmış tahta verdiği yazılı. Belli ki o günlerde değerli sedir ağaçları sadece Lübnan'da değil Kommagene topraklarında da yetişiyordu. Kommagene Asurluların bir uydusu haline geldiği dönemde.İ.Ö. 700 civarında bir Kommagen Kralı Asurlulara başkaldırır. Asur kralı Sargon Kommagenleri yener ve yenilen asi kralı: "Tanrılardan korkusu olmayan tanrısız bir adam bu. Sadece kötü planlar yapan bir hilekar." diyerek suçlar. Kral Sargon'un nitelemesi fazlasıyla öznel görünebilir. Ancak Sargon sözlerine şöyle devam eder:"Karısını, oğullarını ve kızlarını, malını ve hazinelerini aldım ve son olarak halkını aldım ve onları Mezopotamya'nın güneyine (bugün Irak) sürdüm." Anlaşılan, yerleşik halkları yurtlarından topraklarından sürmek o zamanlarda da uygulanan bir yöntemdi.İ.Ö. 600 dolaylarında Babilliler Asurluları yenilgiye uğratırlar. Sonradan Kommagene krallığını başkenti olacak olan Samosata'da son kez savaşırlar. Bu savaşta Mısır ordusu Asurlulara destek verir ancak Babilliler birleşik orduları yenmeyi başarırlar.Kommagene halkı İ.Ö. 550 dolaylarında, önce Babillileri yenen Perslerin sonra da Persleri yenen Büyük İskender'in ordularının istilasına tanık olur.İ.Ö. 300'lerde Büyük İskender'in velihatlarından biri olan Kral Seleukos 1. Nikator bölgesinde hüküm sürer. 1.Nikator Kommagene krallarının Yunan atalarından birisidir. İ.Ö. 130'larda Kommagene krallığı bağımsızlığını kazanır.

http://tayproject.org/imjpg/haber8/Nemrut/r2.jpg

Kahta Tarihçesi

Kahta tarihi hititlere dayanan onemli bir yerlesim merkezidir. M.O. III. Yuzyilin ilk yarisinda Arsenis isimli bir kralin bu yorelere hakim oldugu sanilmaktadir. M.O. VIII. Yuzyilda Asur, VI. Yuzyilda Pers, IV. Yuzyilda Makedonya ve Seleukos egemenligine girer. M.O. I. Yuzyilda bir cok medeniyetin birlesmesiyle KOMMAGENE KRALLiGi kurulur. Bugun bolgemizdeki en belirgin tarihi kalintilar bu medeniyetten kalmadir. 142 yil kadar bolgede hukum süren Kommageneliler Bizanslilar tarafindan M.S. 72'de ortadan kaldýrýlarak Suriye vilayetine baglanirlar. dünyanin 8. Harikasi olarak bilinen dev tarihi eserler ve Kommagene Krali I. Antiochus'un mezari Nemrut Daginin zirvesinde yer almaktadir. ilce sinirlariyla Arap, Ermeni, Artuklular, Hacliseferlerinden sonra Selcuklular, Babilliler, Mogollar, Memlukluler ve Dulkadir ogullari hakimiyetinde kaldiktan sonra 1516 yilinda Yavuz Sultan Selim Kahta'yi Osmanli imparatorluk topraklarina katar. Osmanli topraklarina katildiktan sonra Kahta, Kocahisar Koyu (Bugunku Eski Kahta) onemli bir yerlesim merkezi olur. once Malatya iline ve daha sonrada 1954'te Adiyaman iline baglanir. Adiyaman'a baglandiktan sonra ilce merkezi bugunku Kahta'ya tasinir. Kahta Antitoros Daglarinin guney eteklerinden baslayip guneye dogru alcalan ve Harran Ovasina doðru uzanan bir arazi yapisina sahiptir. Yuzolcumu 1454 Km2 olup, denizden yuksekligi 750 metredir. Dogal bitki ortusu step gorunumundedir. Engebeli bir arazi yapisina sahip olup daglik kesimde fazla sik olmayan mese agaclari, akarsu boylarinda ise soðut ve kavak agaclari mevcuttur. Baraj gölüne donusen Firat Nehri ve Kahta cayi iki önemli akarsuyumuzdur. Bu iki akarsuyun olusturdugu Ataturk Baraji Golu nedeniyle ilcemizdeki cografi durum ile iklim yapisi azda olsa degisiklige ugramistir. Tipik bir akdeniz iklimi hukum surmektedir. 30.11.1997 Tarihinde yapilan nufus sayimina gore toplam nufus 129.506’dir. Merkez nufus 74.465 olup, koy nufusu da 55.041 olarak belirlenmistir. Fakat nufus artis hizinin yuksek olmasi nedeniyle gayri resmi rakamlara gore ilce nufusu 200.000 kisiyi gecmistir. Kadin erkek orani olarak Erkek 50,9 % - Kadin 49,1 % olarak belirlenmistir. ilcemiz daha onceki yillarda Malatya iline baglý iken 1954 yilinda Adiyaman’in il olmasini muteakip Adiyaman’a baglanmistir. ilcemiz merkezine bagli 17 mahalle, 83 koy, 3 bucak, merkez belediyesi dahil olmak uzere 3 belediye vardirULASiM VE ALT YAPiilcemiz 1990 yili baslarina kadar Adiyaman/Diyarbakir yolu uzerinde bulunmakta idi. Firat koprusunun baraj golu suyunun altinda kalmasiyla birlikte Diyarbakýr guzergahi trafige kapanmistir. Bununla beraber Kahta-Siverek arasinda kalan Firat nehri üzerinde düzenli olarak çalisan Feribot ulasimi saglanmaktadir. ilcemizde her yerden cep telefonu iletiþimi saganabilmektedir.

http://img.blogcu.com/uploads/mdogrul_kahta-giris-gece.jpg

Sohbet | Forum | dini chat

26 Ağustos 2008 Salı

Nemrut Daginin Efsanevi Hikayesi Dunyaya Aciliyor

Ödüllü yönetmen Tolga Örnek, belgeselin 24 Nisan’da İtalya’nın Torino kentinde düzenlenecek “Dağ Filmleri Festivali”ne katılacağını söyledi.Adıyaman’ın Kahta İlçesi’nde bulunan ve Kommagene medeniyetinden kalan Nemrut Dağı ören yerindeki 2000 yıllık dev tanrı ve kral heykelleri ile yazıtları konu alan “Tanrıların Göksel Tahtı Nemrut” belgeseli, Kanada ve Portekiz’de belgesel yayın yapan televizyon kanallarına satıldı. Belgeselin çekimini yapan Tolga Örnek, Nemrut Dağı belgeselinin,24 Nisan’da İtalya’nın Torino kentinde düzenlenecek “Dağ Filmleri Festivali”ne katılacağını söyledi. “Dünyanın 8. Harikası” olarak tanımlanan Nemrut Dağı’nı ve hikayesini dünyaya tanıtmak amacıyla Torino Festivali’ne katılacağını belirten Örnek, “Türk turizmi için bu ve benzeri belgeseller büyük önem taşıyor. Nemrut belgeseli, Washington’da Türk-Amerikan Konseyi’nin de özel ödülüne değer bulunmuştu” dedi. Nemrut’un ve hazırladığı belgeselin Türkiye için büyük önem taşıdığını kaydeden Örnek, “Belgeselimiz bundan sonra ABD’de sık sık gösterilecek ve Türkiye’ye Amerikalı turistlerin gelmesine önemli katkı sağlayacak” diye konuştu.HİTİT BELGESELİ DE ÇEKİLECEKAnadolu tarihinin dünyaya tanıtılması için benzeri çalışmaları yapacağını vurgulayan Örnek, şöyle devam etti: “15 Mayıs’tan itibaren Anadolu’nun 25 ayrı mekanında ve Suriye’de 30 kişilik ekiple 45 gün sürecek bir Hitit belgeseli hazırlayacağız.25 Mart-5 Nisan tarihleri arasında Mısır’daki çekimleri tamamladık. Türkiye’de çekim için sponsor arıyoruz. Bu tip çalışmalara sponsor bulmakta çok büyük güçlük çekiyoruz.”BELGESELLERE İLGİ AZTürkiye’de belgesel çekimine ilgi gösterilmediğini vurgulayan Örnek, sözlerini şöyle tamamladı: “En çok zorlandığımız konulardan birisi bu. Türkiye’de belgesellere destek verilmeyerek, çok büyük bir fırsat kaçırılıyor.4’ü yurtdışında olmak üzere çok sayıda blelgesel çektik ve bunlar yabancı televizyonlarda, sinema ve tanıtım için elçiliklerde gösteriliyor. Ama bu konuda Türkiye çok yetersiz. Bu işi yapan bizler, gönüllü tanıtım elçileriyiz. Anadolu tarihi ve turizmi için önemli işler yapıyoruz. Hem de yapılmayanları yaparak.”




Nemrut Dağı’nın hikayesi dünyaya açılıyor

Ödüllü yönetmen Tolga Örnek, belgeselin 24 Nisan’da İtalya’nın Torino kentinde düzenlenecek “Dağ Filmleri Festivali”ne katılacağını söyledi.Adıyaman’ın Kahta İlçesi’nde bulunan ve Kommagene medeniyetinden kalan Nemrut Dağı ören yerindeki 2000 yıllık dev tanrı ve kral heykelleri ile yazıtları konu alan “Tanrıların Göksel Tahtı Nemrut” belgeseli, Kanada ve Portekiz’de belgesel yayın yapan televizyon kanallarına satıldı. Belgeselin çekimini yapan Tolga Örnek, Nemrut Dağı belgeselinin,24 Nisan’da İtalya’nın Torino kentinde düzenlenecek “Dağ Filmleri Festivali”ne katılacağını söyledi. “Dünyanın 8. Harikası” olarak tanımlanan Nemrut Dağı’nı ve hikayesini dünyaya tanıtmak amacıyla Torino Festivali’ne katılacağını belirten Örnek, “Türk turizmi için bu ve benzeri belgeseller büyük önem taşıyor. Nemrut belgeseli, Washington’da Türk-Amerikan Konseyi’nin de özel ödülüne değer bulunmuştu” dedi. Nemrut’un ve hazırladığı belgeselin Türkiye için büyük önem taşıdığını kaydeden Örnek, “Belgeselimiz bundan sonra ABD’de sık sık gösterilecek ve Türkiye’ye Amerikalı turistlerin gelmesine önemli katkı sağlayacak” diye konuştu.HİTİT BELGESELİ DE ÇEKİLECEKAnadolu tarihinin dünyaya tanıtılması için benzeri çalışmaları yapacağını vurgulayan Örnek, şöyle devam etti: “15 Mayıs’tan itibaren Anadolu’nun 25 ayrı mekanında ve Suriye’de 30 kişilik ekiple 45 gün sürecek bir Hitit belgeseli hazırlayacağız.25 Mart-5 Nisan tarihleri arasında Mısır’daki çekimleri tamamladık. Türkiye’de çekim için sponsor arıyoruz. Bu tip çalışmalara sponsor bulmakta çok büyük güçlük çekiyoruz.”BELGESELLERE İLGİ AZTürkiye’de belgesel çekimine ilgi gösterilmediğini vurgulayan Örnek, sözlerini şöyle tamamladı: “En çok zorlandığımız konulardan birisi bu. Türkiye’de belgesellere destek verilmeyerek, çok büyük bir fırsat kaçırılıyor.4’ü yurtdışında olmak üzere çok sayıda blelgesel çektik ve bunlar yabancı televizyonlarda, sinema ve tanıtım için elçiliklerde gösteriliyor. Ama bu konuda Türkiye çok yetersiz. Bu işi yapan bizler, gönüllü tanıtım elçileriyiz. Anadolu tarihi ve turizmi için önemli işler yapıyoruz. Hem de yapılmayanları yaparak.”

Nemrut Dağının VarOluşu

NEMRUT DAĞI yüzyıllar önce iki dünyanın; doğuyla batının buluştuğu bir yerdi. Bir dinin doğuşuna, zorlu savaşlara, büyük sevinç ve hüzünlere tanıklık eden heybetli bir dağ. Adıyaman'daki Nemrut Dağı şimdi görkemli tarihinin anılarıyla baş başa, gökyüzünü seyrediyor.Yüzyıllar önce Anadolu'nun eşsiz bir köşesinde, en kutsal yer olarak Nemrut Dağı'nı seçmiş bir krallık hüküm sürdü. Kommagene adındaki bu krallık, uzun yıllar Asur egemenliğinde kaldıktan sonra çetin savaşlar vererek bağımsızlığını kazandı. Nemrut Dağı'nın gizemli tarihinin keşfinin üzerinden yüz yıldan fazla bir zaman geçti. Keşif hikayesi Berlin'deki Prusya Kraliyet Bilimler Akademisi'ne gelen bir mektupla başlamıştı. Akademi üyelerini heyecanlandıran mektup, genç yaşta ülkesini terk ederek Anadolu'da yol yapımı için güzergah belirleyen bir İngiliz grubun aşçılığını yapan Karl Sester'den gelmişti. Sester, Nemrut Dağı'ndaki harabelerle ilgili söylentiler duymuş, merakını yenemeyerek dağa çıkmaya karar vermişti. Gördükleri karşısında adeta dili tutulan Sester, yalnızca bir merak sonucu başlayan bu keşif hikayesiyle Nemrut Dağı'nın gizli tarihinin ortaya çıkmasına yardımcı olacaktı. Kommagene Krallığı, Toros Dağları'ndaki çeşitli yolların birleştiği noktada bulunan, Suriye'nin kuzeyi, Hatay, Pınarbaşı, Kuzey Toroslar ve doğuda Fırat Nehri'nin çevrelediği, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Gaziantep illerini kapsayan bir coğrafyaya yayılıyordu.Antiochos, Nemrut Dağı'nın terasları üzerine yaptırdığı heykel dizilerinin sağ ve sol başlarına kraliyetin cennet ve asaletin sembolleri olan kartal ve aslan heykelleri diktirir.İÖ 1. yüzyılda kurulan Kommagene İS 72 yılına kadar bu bölgede yaşamını sürdürdü. Yazılı belgelerde İÖ 850 yılında görülen krallığın ismi o dönemlerde Kummuh olarak geçer. Asur egemenliğinden kurtulmasıyla birlikte bağımsızlığına kavuşan Kommagene'nin bu dönemine ait ilk yazılı belgelerde ilk kez I. Antiochos dönemine aittir. I. Antiochos Kommagene'nin en önemli kralıydı. Onu bu kadar önemli yapan şey, büyük hedefleriydi. Küçük bir krallıktan beklenemeyecek kadar büyük hedefler; Antiochos yeni bir din kurmayı planlamıştı. Amacı Batılıların, yani Yunanlıların dini ile Doğulu Perslerin dinini birleştirmekti. Böylece bir dünya dini yaratacak, Nemrut Dağı'nı onun merkezi yapacak ve bu dinin buradan tüm dünyaya yayılmasını sağlayacaktı. Kendisi de bu sayede tüm dünyaya hükmedecekti. Ve ölümsüzlüğe kavuşacaktır. Antiochos bu hayaline ulaşmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Kendisini Tanrı ilan etti. Nemrut Dağı'nın 2.150 metre yükseklikteki zirvesinde yapımına başladığı görkemli kutsal alan ve mezar anıtı ne yazık ki ölümünden önce bitirilemedi. Oğlu Kral I. Antiochos da devam etmedi çalışmalara, mezar anıtı yarım kaldı. Kutsal alanın doğu ve batı yamaçlarında teraslar üzerinde yaptırdığı heykeller ise Nemrut'un sert hava koşullarıyla boğuşarak yüzyıllarca ayakta kalmayı başardı. Antiochos'un ölümünden sonra fikirleri de unutuldu, yaratmayı düşündüğü din kendisiyle birlikte öldü. Ama yine de yaptırdığı heykellerle kendinden yüzyıllar boyu bahsettirdi.Kommagene'de tanrılar ve krallar adına yaptırılmış heykeller dışında kraliyet mensubu kadınlar için yaptırılmış bir anıt mezar bulunur. Etrafında bulunan sütunlar üzerine yerleştirAntiochos bu kutsal alanı teraslar halinde tasarlamıştı. Kutsal kabul edilen teraslarda yer alan heykellerin sırası aynıydı. Bu tanrılardan her biri hem Doğu hem Batı tanrılarını temsil ediyor ve bu nedenle iki ayrı isimle anılıyorlardı. Yüzleri doğuya ve batıya çevrili Pers ve Yunan tanrıları Kral Antiochos'un bu iki kültürü birleştirme amacını da simgeliyordu.Antiochos yaptırdığı heykellerin arka yüzüne 200 satırdan oluşan vasiyetini yazdırdı. Yazıtta kendinden sonra gelecek kralları tapınağı güzelleştirmeleri için görevlendiriyor, ibadet için gelenleri övdüğü gibi, kötü niyetle gelenlere beddua ediyordu. Antiochos, kutsal alanı ziyarete gelenlerin en iyi şekilde ağırlanmasını istedi ve bu amaçla rahipleri en iyi şaraplarını sunmalarını emretti. Hatta törenlerin çok renkli geçmesi için müzisyenleri bile görevlendirdi. Ama Antiochos'un bütün bu titizliğine rağmen vasiyette yazılanlar yerine getirilmedi.Dünyanın sekizinci harikasıBatı terastakileri göre daha sağlam kalan, ancak depremle yerinden düştüğü tahmin edilen Zeus-Oromasdes heykeli oldukça hasar görmüş.Nemrut Dağı'ndaki kutsal alanda heykellerin dışında birçok da kabartma bulunuyor. Batı terasında bulunanlardan ilginç olan biri de aslan kabartmasıdır. Gezegenlerin dizilişleri incelendiğinde bunun Kommagene'nin I. Kralı Mithradates'in taç giydiği geceye; İÖ 109 yılının temmuz akşamına denk geldiği ortaya çıkar. Dünyanın dört bir yanında ziyaretçilerin görmek için geldiği Nemrut Dağı 1987 yılında UNESCO'nun (Birleşmiş Milletler Eğitimsel, Bilimsel ve Kültürel Organizasyonu) kültür mirası listesine alındı. Dünyanın sekizinci harikası olarak nitelenen Nemrut Dağı, yeryüzünde güneşin doğuş ve batışının gözlendiği en güzel yer belki de... Yüzyılı aşkın bir süredir ayakta kalmak için çabalayan devasa heykellerin bazıları artık zamana yenik düştü. Şu sıralarda dağda bir faaliyet var; bu güzel eserlerin daha fazla tahrip olmasını önlemek ve kopan parçaları yerine koymak için çalışmalar yapılıyor. 2002 yılında başlayan bu çalışmalarla tonlarca ağırlıktaki heykellerin konservasyonu ve korunması amaçlanıyor.Aslanlı HoroskopNemrut Dağı'nın 2.150 metrelik zirvesindeki aslanlı horoskop bilinen en eski horoskoptur. Aslanın üzerinde 16 ışından oluşan 3 adet yıldız bulunur. Bu üç yıldız Mars, Merkür ve Jüpiter gezegenlerini temsil eder. Aslanlı horoskop gök cisimlerinin bir anlık konumunu gösterir. Önümüzdeki 25.000 yıl içerisinde bir daha yaşanmayacak bir ana tanıklık edilir. Güneşin, etkisi azalan ışığının altında çıkan yeni ayın ve onun hemen üzerinde Kral yıldızı olarak bilinen Regulus yıldızının güçlü parıltısı yüzleri aydınlatır. Önceki gecelerde Jüpiter, Merkür ve Mars gökyüzünde adeta krallara layık bir geçiş töreni sergiler. Tüm bu seremoni bittikten sonra Kommagene halkı tanrılarının yeni krallarını ziyarete geldiklerine inanarak evlerine dönerler.Selamlaşma kabartmalarıKum taşından yapılma kabartmalar I. Antiochos'un Herakles, Zeus, Kommagene ve Apollon ile selamlaşmasını sembolize eder. Tanrıların isimleri kabartmaların arkasına yazılmıştır.

Nemrut Dağı


Sohbet | Forum | dini chat

25 Ağustos 2008 Pazartesi

Kahta çayının bir kolu olan cendere cayi

Kahta çayının bir kolu olan CENDERE ÇAYI (Chabinas) üzerinde en dar noktasında ve görkemli kanyon ağzında ayakları ana kaya üzerine kurulmuş tek kemerli ve bir savaklı olan köprü kemer yanaklarından 92 dev kesme taştan yapılmıştır. İlçe merkezine 20 km. uzaklıkta ve Karakuş tümülüsünün kuzeydoğusundadır.Bu köprü M.S. 193-211 Septimus Severus (Roma İmparatoru) zamanında doğu lejyonunun seferi için yapılmış. Köprü girişlerinde ; Septimus Severus, karısı Julia Donna ve oğulları Carakalla ile Geta onuruna sütunlar dikilmiş ancak Geta adına dikilen sütun kardeş kavgası sonucunda kaldırılmıştır. Köprü üzerinde korkuluklarda dört adet kitabe mevcuttur. Köprü 1997 yılında restore edilmiştir. Bu güne kadar taşıt trafiğine geçiş veren köprünün doğu tarafında T.C.K. tarafından yeni karayolu köprüsü yapılarak geçişler yeni yoldan verilmeye başlanmıştır.Adıyaman’a 55 km. uzaklıkta ve Karakuş tümülüsünün kuzeydoğusundadır. Kahta çayının en dar kesimde iki ana kaya üzerinde 92 iri kesme taştan yapılan bir büyük kemer ve doğu tarafındaki küçük bir tali kemerden oluşur. Samsat’ta karargah kuran XVI. Roma Lejyonu tarafından İ.S. 200’ün başında inşa edilen köprünün giriş ve çıkışlarında sütunlar bulunmaktadır. Köprü ve yapımı hakkında bilgiler içeren kitabelerden, köprünün Roma Hükümdakı Septumus Severus’a ve Romalılar tarafından askerlerin anası olarak anılan eşi Julia Domna adına yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Köprü, depreme karşı korunacak şekilde, sütunlara ve köprüye esneklik payı verilerek inşa edilmiştir. Köprünün hemen alt tarafında bulunan Kommagenelilerin Antiochos Theos döneminde inşa ettiği 5 kemerli diğer bir köprü, Romalılar tarafından yıkılmıştır. Köprü, depreme karşı korunacak şekilde, sütunlara köprüye esneklik payı verilerek inşa edilmiştir. Köprünün hemen alt tarafında bulunan Kommagenelilerin Antiochus Theos döneminde inşa ettiği 5 kemerli diğer bir köprü Romalılar tarafından yıkılmıştır.

Cendere Köprüsü Resimleri