Onlar 2000 Yıllık Antiklerin Derinliklerinde Saklı Kalan En Büyük Gizemlerden Biriydi Ölümsüzlüğü Ve Tanrılaşmayı Hedeflemiş Ama Zamana Yenik Düşmüş Nemrut Dağı

29 Eylül 2008 Pazartesi

Adıyaman Hakkında

Adıyaman

Hakkında





Adıyaman, Adıyaman İli'nin merkezi olan şehirdir. Malatya vilayetinden ayrılarak 1 Aralık 1954'te Demokrat Parti desteğiyle il olmuştur. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Fırat Nehri'nin batısında yer almaktadır. Atatürk Barajı'nın büyük bir kısmı Adıyaman sınırları içerisinde yer alır. Adıyaman, Şanlıurfa, Gaziantep, Şırnak, Siirt, Batman ve Mardin illerini içine alan topraklardaki sulama ve enerji üretimine yönelik bir proje gerçekleştirilmiş ve bu proje GAP olan Güneydoğu Anadolu Projesi'dir. Bu proje uygulamaya konulmasından dolayı su altında kalmış antik yerleşim bölgelerinde arkeolojik araştırmalar yapılmıştır. Coğrafi yapısı nedeniyle binlerce yıl önce parlayıp sönen eski medeniyetlerin bir kavşak noktası olduğu için insanlık tarihi boyunca eşi az görülen medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Kommegane Krallığı'na ait kalıntılar ise Nemrut Dağı'nda yer alır. 2006 yılında Adıyaman'da Adıyaman Üniversitesi kurulmuştur.



Bilgiler

Toplam nüfus: 623.811
Şehir nüfusu: 338.939
Yüzölçümü: 1,582 km²
Rakım: 669 metre
Posta kodu: 02100
Alan kodu: 416
İl plaka kodu: 02
Yönetim
Vali: Halil Işık
Belediye başkanı: M.Necip Büyükaslan (AKP)
Yerel yönetim site: http://www.adiyaman.bel.tr/
İl site: http://www.adiyaman.gov.tr

28 Eylül 2008 Pazar

Nemrut Turları

Nemrut turları uzun tu kısa tur ve normal tur olmak üzere
üç ayrı şekilde yapılmaktadır.

Uzun Tur : Güneşin Doğuşunu izlemek için Adıyaman'dan gece 02:00'da hareket edilir.Nemrut Dağ'ında güneşin doğuşu izlenerek Arsemeia, Yeni kale, Cendere köprüsü,ve Karakuş Tümülüsü gezilerek dönülür.Bu tur yaklaşık 5-6 saat sürmektedir.Güneşin batışını izleyecek olan ziyaretcilerin Adıyaman'dan saat 14:00'da Kahtadan ise 14:30'da hareket etmesi tavsiye edilir.

Kısa Tur : Yalnızca Nemrıt Dağı'nı kapsayan turdur.Kommagene Uygarlığının diğer kalıntılarını görülmediği için 4-5- saat sürer .

Normal Tur : Güneşin Doğuşunu ve batışını içine almayan turlardır.Genellikle Arabaları tırmanışa uygun olanlar kendi araçlarıyla da çıkabilirler ...

Çorbalar Pideler Sebze Yemekleri

Meyir Çorbası
Alaca Çorbası
Malhita Çorbası
Tarhana Çorbası
Mercimek Çorbası
Yoğurtlu Çorba
Un Çorbası
Dövme Çorbası
Pıtpıtı Çorbası






27 Eylül 2008 Cumartesi

Yedi Yaman Hikayesi

Komagene Kralı 1. Antiochus, Nemrut Dağı'nın en yüksek tepesine bir tapınak yapmaya karar verir. Kendini en güçlü tanrılarla bir tutup onlarla aynı kategoriye sokmak için Komagene topraklarının en yüksek dağı olan Nemrut'u seçer. Burada ölümsüzleşebileceğine ve tanrıların yükseklerde yeryüzüne daha çok hakim olacabileceğini düşünüp, büyük uğraşlar sonunda tapınağın yerini belirler. Bu tapınağın kendisi için aynı zamanda bir anıt mezar olarak olarak tasarlanmasını emreder. Bu arada görkemli anıt mezarın yeni bir dinin temelini atacağını düşünür.

Tapınağın inşaası için yüzlerce heykeltıraş ve binlerce köle görev alır. Tapınağı yapacak olan mimar ve heykeltıraşlar bu anıtın bitiminin çok uzun yıllar alabileceğini ve inşaasının çok zor şartlarda gerçekleşebileceğini söylerler. Baş mimarlar buranın yılda en fazla üç ay çalışmaya elverişli olabileceğini de eklerler. Çünkü diğer aylarda hava soğukluğu kimi zaman -30 dereceyi bile geçmektedir.


Çalışacak kölelerin bu şartlar altında çok çabuk ölebileceğini, heykeltıraşların soğuktan ellerinin donabileceğini hatta onların taşı oymak için kullandıkları metal keskilerin ellerine yapışabileceğini anlatırlar. Aynı zamanda heykel ve anıtlar için yukarıya hiçbir taşın taşınamayacağını, bu iş için ancak dağın zirvesinin oyula oyula şekillenip, malzemenin tamamen buradaki taşlardan olacağını rapor ederler. Komagene Kralı Antiochus, şartların daha fazla zorlanıp tapınağın yapımına bir an önce başlanmasını emreder. Ve tapınağın yapımı başlar. Tapınakta tasvir edilecek her tanrı için bir usta heykeltıraş ve en az 10-15 yardımcıyla işe koyulunur.

Komagene Kralı Antiochus, heykelinin yapımı için o bölgenin en önemli heykeltıraşlarından, aynı zamanda putperestliğin en güçlü inananlarından biri olan Sorgon'u görevlendirir.

Sorgon'un yedi tane oğlu vardır. Sorgun, çok acımasız, sabit fikirli, kralına ve inancına oldukça bağlı, diktatör ruhlu, sevgi ve şefkatten uzak, zalim, otoriter bir baba olarak bilinir. Yanında oğulları dışında kimseyi çalıştırmaz. En zor işleri bile oğullarına yaptırır. En tehlikeli işleri ölebileceklerini bile umursamadan onlara verir. Sorgon kendi ailesi içinde kurduğu küçük krallığıyla kendini adeta tanrılaştırmış, evinin her tarafını taptığı tanrıların heykelleriyel süsleyip, en ihtişamlı yere de kendi heykelini yaptırmıştır. Çocuklarına zorla bu heykellere tapınıp itaat etmelerini ve kendisini ailenin baş tanrısı olarak görmelerini emreder. Oğulları bu zulüm ve acımasızlıklara yıllarca korku içinde itaat ederler. Fakat bir türlü cesaretlerini toplayıp babalarının bu zulmüne başkaldıramazlar.

Yedi oğlundan en küçük olanı Henun diğer kardeşlerine nazaran daha cesur ve daha isyankardır. Arasıra abilerine bu anlamsızlıklara karşı başkaldırmaları gerektiğini söylese de buna cesaret edemezler.
Tapınağın inşaası başlar, daha ilk ayında yüzlerce köle ve heykeltıraş asistandan kimi yıkılan kayaların altında kalarak kimi de güçsüz düşerek ölmeye başlar. Baş mimarlar, Antiochus'a rapor verirken daha büyük kayıpların olacağını söylerler ama o buna aldırmaz. Tapınağın yapımı için hiçbir bahaneyi kabul etmeyeceğini bildirir. Sorgon, oğullarıyla birlikte Antiochus heykelini büyük bir istek ve keyifle yapmaya devam eder. Oğullarının soğuğa ve dev kayaların ağırlığına dayanacak güçleri kalmamıştır. Kardeşler her akşam iş bitişinde bir araya toplanıp bu zulmün, özellikle baba zulmünün bitmesi için dileklerde bulunurlar. Tanrının gökyüzünde olabileceğini düşünüp gökyüzüne doğru kollarını açıp yalvarırlar. Gökyüzündeki tanrının onları görebilmesi için de yedi tane mum yakarlar.

Yedi kardeşin en küçüğü ve en cesuru olan Henun, her gün kardeşlerini cesaretlendirip, babalarına ve bu anlamsız inanışa karşı ayaklanıp, güçlerini birlikte kullanmalarını önerir. Kardeşler, çektikleri bu zulme karşı dayanacak güç ve takatlarının kalmadığına kanaat getirirler ve kardeşleri Henun'un çağrısına uymaya karar verirler. Cesaretlenen yedi kardeş planlar yapmaya başlar. Henun planını açıklar: "Yakında bu yılın çalışma sezonu bitecek ve evlerimize döneceğiz. Babamız bütün cesaretini ve gücünü bu putlardan alıyor. Eğer biz bu putları parçalayıp birliğimizi gösterirsek, otoritesinin bozulduğunu ve hiç bir gücünün kalmadığını görecek, bize uyguladığı zulme son verecektir.
Çünkü, onun inanıp tanrılaştırdığı bu putların bize bir karşılık veremediğini ve kendilerini bile koruyamadığına şahit olursa babamız bütün gücünü kaybeder."

Kardeşler planlarını yaparlar ve kısa bir süre sonra evlerine dönerler. Babaları evde olmadığı bir sırada heykellerin dizildiği büyük odaya girip en başta kendi babaları olan Sorgon'un heykelini parçalarlar ve daha sonra bütün heykelleri... Kardeşler bu yaptıklarının büyük bir zafer olduğunu, bu gücü de gökyüzünde bulunan ve onlara ışık saçan tanrılarına borçlu olduklarını düşünürler. Tanrılarının onlara verdiği bu güç için evin giriş avlusuna yedi tane mum yakarlar.
Zalim baba Sorgon, eve geldiğinde evin avlusunda yanan yedi mum dikkatini çeker. Hepsini tekmeleyip, mumları söndürürürken bağırıp çağırmaya başlar. O hışımla eve girer ve evin her tarafında parçalanmış heykel parçalarını görünce sinirden deliye döner. Oğullarının bunu yapacağını düşünüp her tarafta onları arar, fakat onlar evi çoktan terketmiştir.

Yedi kardeş günlerce saklanırlar. Sorgon oğullarını bulamayacağını anlayınca bir plan yapmaya karar verir. Onlara ulaşabilecek akraba ve oğullarının arkadaşlarına; oğullarını affettiğini, onların haklı olduklarını, kendisini bir gaflet uykusundan uyandırdıklarını, putlar parçalandıktan sonra huzur bulduğunu söyleyip, eve geri dönmelerini ister. Yedi kardeş bir süre sonra ikna olup evlerine dönerler. Babaları onları affettiğini, onları haklı bulduğunu söyleyip sinsi planını sürdürür. Oğullarının acıkmış olabileceğini düşünüp onlar için en güzel yemekleri hazırlattığını ve şereflerine bir ziyafet verdiğini söyleyip sofraya davet eder.

Sofraya oturan yedi kardeş yemekleri yemeğe başlarlar. Sorgon yemeklere en güçlü zehirleri katmıştır. Yemekleri yiyen yedi kardeş anında ölürler. Sorgon'un bu zulmü kısa sürede her yerde duyulur. Ölen bu yedi kardeşe halk "Yedi Yaman" adını verir, anılarına her yıl yedi mum yakıp anmaya başlarlar. Zaman içinde "Yedi Yaman" Adıyaman olarak o şehre isim olmuştur.

Nemrut Turizm Sektörü Sıkıntılı Dönemde



NEMRUT DAĞI EKOTURİZM DERNEĞİ BAŞKANI M. BARAN ÖZBEK: "TURİZM 2009'DE YÜKSELİŞE GEÇECEK, DÜNYANIN EN UCUZ TATİL BÖLGELERİNDEN BİRİYİZ"

Kahta İlçesinde faaliyet gösteren Nemrut Dağı Ekoturizm Derneği Başkanı ve Zeus Oteli Genel Müdürü M. Baran Özbek, 2008 yılının turizm açısından iyi geçmediğini ve 2009 yılından umutlu olduklarını bildirdi.

Kommagene Krallığı medeniyetine ait dünyanın sekizinci harikası ve tarihi ören yerleriyle ünlü Nemrut Dağı ve bu tür ören yerleri sayesinde ülkeye gelen turist sayısının her geçen yıl arttığını belirten, Nemrut Dağı Ekoturizm Derneği Başkanı ve Zeus Oteli Genel Müdürü M. Baran Özbek, "Yeterli yatırımların ve tanıtımların yeterli olmaması nedeniyle Türkiye'ye gelen yabancı turistlerin kıyı bölgelerine daha fazla rağbet gösterdiğini buna rağmen Doğu ve Güneydoğu turizminin dünyanın en ucuz tarihi ve tatil bölgelerinden biri olmayı sürdürdüğünü söyledi.
Nemrut Dağı Ekoturizm Derneği Başkanı M. Baran Özbek, "2008 yılının turizm yönünden sıkıntılı geçtiğini fakat 2009 yılı turizmine ümitle baktıklarını belirterek, Kahta ilçesinde faaliyet gösteren Turizm esnafının yeni turizm sezonunda işlerinin düzeleceğine inandığını kaydetti. Baran Özbek, "Dünyanın sekizinci harikası olarak kabul edilen Nemrut Dağı'nı bünyesinde barındıran şirin ilçemizde, Turizm ile ilgilenen esnafımız sezonda yeterince iş yapamamıştır. Geçen turizm sezonunda yaklaşık 100 bin'e yakın yerli ve yabancı turistin bölgeyi ziyaret ettiği verileri kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır. Verilen bu sayıların yarısından daha az bir ziyaret gerçekleşmiştir. Bu nedenden dolayı turizmden beklenen gelir elde edilmemiştir;" dedi.

Gün geçtikçe bölgenin ziyaretçi sayısında bir düşüş yaşandığını ifade eden Özbek, Özellikle Ramazan ayında yerli turist yok denilecek seviye düşmüştür. Yabancı turistle küçük turların yapıldığı Nemrut Dağı ve tarihi ören yerlerini ziyaret eden turistler çok az bir seviyede hareketliliğin olmasına vesile olmaktadır. Bu düşüşe bağlı olarak elimizdeki verilerde 2005 yıllarında pek de gerçeği yansıtmayan sayılardaki yüz binlerce turisti ağırladığı iddia edilen tarihi ören yerlerimiz, 2006 yılı içerisinde aynı rakamları geçememiştir. Buna bağlı 2008 yılında ziyaret sayısındaki düşüşün 2009 yılı turizm sezonunda yükselişe geçmesi için önemli projeler amaçlıyoruz;"diye konuştu.

haber:ahmet doğan

Nemrut Dağı Şiiri


Nemrut Dağı duman duman belalım,
Yaram derin halim yaman helâlım,
Efkâr basar çoğu zaman delâlım,

Yaralıyım garibim,
Yok dermanım tabibim…

Nemrut Dağı kumlu tepe belalım,
Düşman azgın düşman kahpe helâlım,
Ölen yiğit çokta körpe delâlım,

Yaralıyım garibim,
Yok dermanım tabibim…

NOT: Türkiye’de iki Nemrut Dağı vardır…
Çocukluğum, Adıyaman ili Kâhta ilçesindeki Nemrut Dağını seyretmekle geçti…
Gurbet elde türkü yaktım Nemrut Dağına...

MAHMUT CANTEKİN

Gaziantep Zeugma'daki Belkıstepe, İkinci Nemrut Olmaya Aday

Zeugma'daki Belkıstepe, İkinci Nemrut Olmaya Aday Gaziantep'in Nizip İlçesine Bağlı Zeugma Antik Kenti'ndeki Kazı Çalışmalarında Mitolojik Tanrılara Ait Bir Heykel Bulundu. Gaziantep'in Nizip ilçesine bağlı Zeugma Antik Kenti'ndeki kazı çalışmalarında mitolojik tanrılara ait bir heykel bulundu.

Zeugma'da şimdiye kadar tek bir tanrıça heykelinin varlığının bilindiğini belirten Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Zeugma Kazı Başkanı Doç. Dr. Kutalmış Görkay, "Tahtında oturur durumda bulunan ve üst kısmına ulaşamadığımız bu heykel, Belkıstepe'nin, Nemrut gibi mitolojik tanrı kültlerinin bulunduğu bir yerleşim yeri olduğu tezini güçlendiriyor." dedi.

Kutalmış Görkay, Belkıstepe'nin; Roma İmparatorluğu'nda birkaç mitolojik tanrının kutsal alanı kabul edildiğinin anlaşıldığını söyledi.

Görkay, CİHAN muhabirine yaptığı açıklamada, yeni buldukları mitolojik tanrıça heykeliyle ilgili bilgiler verdi. Bu yılki kazı çalışmalarının Muzalar (Esin Perileri) Evi ve Belkıstepe'de yoğunlaştığını anlatan Görkay, Belkıstepe'deki kazılarda yeni bir tanrıça heykeli bulduklarını ifade etti.

Kutalmış Görkay, "Bulduğumuz, oturur durumda bir heykel. Bu seneki buluntumuz bu ama, tabii bu bizim için önemli. Zeugma'da şimdiye dek bir tek tanrıça heykeli biliniyordu. Şimdi bir de tanrı heykeli çıktı. Tabii bu Zeugma'nın ve Kommangene Krallığı'nın kült din tarihi açısından önemli bir buluntu." diye konuştu.

Heykelin şu an ters durduğunu, üst kısmına henüz ulaşılamadığını, sadece oturduğu taht kısmının bulunduğunu söyleyen Görkay, "Çok ufak bir elbisenin parçaları görünüyor. 2-3 parçayı bulamadık henüz. Şu anki parça 2 metre civarında. Üst gövdesiyle birlikte heykelin 4-4.5 metre boyunda olduğunu tahmin ediyoruz. Üst kısım maalesef çıkmadı. Heykelin, antik dönem ya da daha genç dönemlerde bir tahribata uğradığını tahmin ediyoruz." şeklinde konuştu.

Zeugma'nın Kommagene Krallığı'nın 4. büyük şehri olduğunu anlatan Görkay, antik kentte döneminde çok kozmopolit bir topluluğun yaşadığına dikkat çekti.

Buldukları heykel ile bugüne kadar Zeugma'da bir tek mitolojik tanrının olduğu bilgisinin de değiştiğine değinen Görkay, şöyle devam etti: "Ama şimdi bu gerçek değişiyor. Yeni bulgular geliyor elimize. Daha eski kültler. Yani Antiochos'un yaşadığı dönemde bazı kültlerin en eski kalıntılarının devamını bulduk. Bu bakımdan Kommangene Krallığı'nın eski kültlerine ait izler de diyebiliriz. Ama bunların daha çok Romalılaşmış şekli. Eski kültürün Roma'daki sentezleri ile ilgili kanıtlar ele geçti. Adıyaman'ı biliyorsunuz. Orada 4 tane tanrı var. Zeus, Apollo, Herakles ve Antiochos. Belkıstepe'de aşağı yukarı Adıyaman'daki Nemrut Dağı'ndaki heykellerin bulunduğu yerin bir benzeri. Tabii Nemrut'takiler Helenistik Dönem yani 1. yüzyıla aitler. Buradakiler ise Roma dönemi versiyonu. Son bulduğumuz tanrıça heykeli ile Belkıstepe'nin, Roma İmparatorluğu'nda buna benzer birkaç tane mitolojik tanrının kutsal alanı olduğu anlaşıldı."

Zeugma Antik Kenti'ndeki kazı çalışmalarının 24 Temmuz'da başladığını anlatan Görkay, bu yılki çalışmaların 24 Eylül 2008 tarihinde tamamlanacağını bildirdi.

Bu yılki çalışmaların 2 alanda yoğunlaştığını anlatan Görkay, "Geçen yıl çalıştığımız Muzalar (Esin Perileri) Evi'nde bu yıl da devam ettik. Muzalar mozaiğinin bir kısmı açıldı. Önümüzdeki günlerde diğer bölümleri de açılacak. Önümüzdeki hafta sonuna kadar buradaki çalışmamız sürecek. Bir de Belkıstepe'de şu an da tapınağın bulunduğu tepede çalışmalarımız sürdü. Bunun dışında kent içinde de yüzey araştırmalarımız devam etti. Nesiller boyu koruma ve yenileme çalışmalarımız da sürüyor." şeklinde konuştu. (CİHAN)
Zeugma'daki Belkıstepe, İkinci Nemrut Olmaya Aday

26 Eylül 2008 Cuma

Kahtalı Miçe'nin Çilesi

Kahtalı Miçe 35 yıldır türkü söylüyor...
Yaklaşık 35 yıldır sanat camiasının içinde yeralan ve adeta sahnelerin tozunu yutan Mustafa Arslan, nam-ı diğer Kahtalı Miçe, bugün 52 yaşında olmasına rağmen Adıyaman yöresinin sesi olmaya devam ediyor.

'İsim olarak iyi yerdeyim, ama hakettiğim yerde değilim" diyen Kahtalı Miçe, "Düğün, dernek, ekstralar olmazsa, kaset satışlarına kalsak aç kalırız" diyor.

Bazı isimler var kentleriyle özdeşleşen... Diyarbakır'lı Celal Güzelses, Urfalı Kazancı Bedih....ve Kahtalı Mıçe gibi... Belki kasetleri satış patlaması yapmıyor ama gönüllerde, hele hele yöre insanlarının gönüllerinde patlama yaptıkları inkar edilemez...

İLKOKULU DOKUZ SENEDE TAMAMLADI
Kahta'nın bir toprakevinde dünyaya geldi Mustafa Arslan. 17 yılı Kahta'nın yoksul sokaklarında geçti. Bütün diğer Güneydoğlu bir çok çocuk gibi tarlaya, pamuğa gitti. İlkokulu 9 yılda bitirdi. Ama tembelliğinden değil, çalışmaktan zaman bulamadığından.

'MUSTAFA TÜRKÜCÜ OLACAK'
Çocuk yaşta farkedilmiş yanık sesi... Dost meclislerinin vazgeçilmez ismi olmuş. Büyükleri daha o zaman "Mustafa türkücü olacak" demişler. O da mahcup etmemiş büyüklerini, o gün bugündür sesi hep gür çıkıyor. 30'a yakın kasedi var, onlarca şiiri, bir o kadar da bestesi.

Mustafa Arslan dediniz mi kimse tanımaz onu. O Kahtalı Miçe olarak gönüllerde taht kurmuş. 'Miçe Mustafa'nın kısaltılmışıdır bizim yöremizde. O nedenle beni kısaltılmış ismimle çağırıyorlar" diyor Kahtalı.

Adıyaman'da, Gaziantep'te sahne almış. Geçim sıkıntısı yüzünden o da "Taşı toprağı altın" deyip, İstanbul'un yolunu tutmuş. Eşi ve 4 çocuğuyla şimdi İstanbul'da yaşıyor. Arada bir Kahta'ya gidip annesinin elini öpüyor.

İKİ KEZ SÜRGÜNE GÖNDERİLDİ, BİR YIL DA HAPİS YATTI
Nuri Sesigüzel, Ahmet sezgin, Sami Kasap, Mahsuni Şerif gibi sanatçıların eserlerini seslendirmiş yıllarca. Kürtçe eserlerde okumuş Miçe... Bir yıllık mapusluğu da bundan...

Devlet memurluğu hayatında iki kez de sürgüne giden Mıçe, "Davetler, konserler, düğünler olurdu. O zamanlar Kürtçe okumak yasaktı. Gelen isteklerin bazıları Kürtçe'ydi. Her defasında bunları, neden okuyamadığımızı anlatmaya çalışıyorduk. Ancak bir gün siyasi olmayan bir tane söyledim ve o yüzden bir yıl hapis yattım. Devlet memurluğu yaptığımı dönemde de iki kez sürgüne gittim" diyor.

İLK KASEDİN STÜDYOSU TOPRAK BİR EV OLDU
Kahtalı Miçe, memleketinin sokaklarına çıktığında ise olaganüstü ilgi görüyor. Bazen, yürümekte güçlük çekiyor. "Siyasiler bile bu kadar ilgi görmüyor. Biz Miçeye gönülden bağlıyız" diyor hemşehrileri. Kahtalı ve arkadaşlarının sanat yolculuğu bundan 35 yıl önce başlamış. Aziz Çelik, Ozan Hasan Durmaz ve Kahtalı Miçe, ilk kasetlerini bir toprak evde doldurmuşlar. Hasan Durmaz, o günleri şöyle anlatıyor: "O zamanlar Adıyaman'da stüdyo yok. Bizde kaset doldurmak istiyoruz. Tüm hazırlıklarımızı yaptık. Ne yapalım, ne edelim diye düşünürken, birden aklıma baba yadigarı evimiz geldi. Toprak olduğu için ses yankısı yapmıyordu. Hemen hazırlıkları tamamlayıp ilk kasetimizi orada doldurduk."

'DÜĞÜN VE EKSTRALARA ÇIKMASAM AÇ KALIRIM'
İsim olarak iyi bir yerde olduğunu ama hakettiği yerde olmadığını belirten Kahtalı Miçe, "Bugünkü koşullar çok iyi, bir ayda meşur oluyorsun. Ama önemli olan merdivenleri tek tek çıkarak gelmektir. Herkes zirveye çıkar, ama orada kalmak çok önemli. Herkes beni dinler ama, daha çok yöre insanı dinliyor. Kendisini buluyor türkülerde. Biz geçimimizi daha çok düğünlere, ekstralara giderek sağlıyoruz. Dört çocuk okutmak kolay değil. Eğer kaset satışlarına baksak aç kalırız" diye konuştu.

UMUDUNU ASLA YİTİRMİYOR
"Gurbet kuşu", "Karagözlüm" ve "Sakine" sivrilen parçaları olmuş Kahtalı Miçe'nin... Kasabada başlayan sürgünlerle, cezaeviyle ve sahne ışıkları altında devam eden uzun bir yol öyküsü Kahtalı'nın ki..

O hayallerinde de olsa doğduğu yerlere hep geri dönüyor. Ve belki bir gün kendi gibi, başka hemşehrilerinin de bu bayrağı devralmasını sabırla bekliyor.

Bir şarkılık sahte ünlüleri değil, uzun soluklu bir nefesin yine bölgesinden yükseleceğinin umudunu hep içinde taşıyor.



Kahta'nın Delisini Nemrut'a Değişmem

Kahta'nın Delisini Nemrut'a Değişmem

Kahta, delileri ve velileri ile meşhur bir ilçe. Sayıları o kadar çok ki insan şaşırıyor. Ama halk delilerinden memnun. Onlardan rahatsız olmak bir yana, seviyor ve benimsiyorlar. İlçelerini tanıtan web sitelerinde delilerine de yer vermişler; tek tek tanıtmışlar 'milli' değerlerini...

Kahta insanı olmadan fazlasıyla kalender bir belde. İnsanları ise sade, konuşkan ve sıcak. Kahta onlarla kimlik kazanıyor; eğitimli olanlarının bile ancak çevre illere kadar açılabildiği bu kapalı havuzu anlayabilmek için fotoğraf çekmek değil; 'sohbet' etmek gerekiyor. Fotoğraf yüzleri perdeleyebiliyor çünkü.

11. Nemrut Uluslararası Kommagene Festivali için Gaziantep Havaalanı'na bizi karşılamaya gelen gönüllü öğrenciler şehrin kimliğini yansıtıyor gibi. Gönül Karakaplan, bu yıl Ankara'daki Hacettepe Üniversitesi'nin İngilizce Öğretmenliği Bölümü'ne kaydolacak. Gözlerinden iyi bir üniversite kazanmanın gururu okunuyor. Adıyaman'da iyi eğitim veren okul yok denecek kadar az. Gönül'ün en büyük şansı öğretmen anne ve babası. Ablası Çukurova Üniversitesi İngilizce Bölümü'nde okuyor. Gönül, babasının en büyük idealinin Adıyaman'da bir İngilizce kursu açmak olduğunu söylüyor.
Ancak kendisi kararsız. Çünkü o gözünü Avrupa'ya dikmiş. Oysa şimdiye kadar ne Ankara'yı ne İstanbul'u görebilmiş. Bu yaşına kadar gidebildiği sadece civardaki iller: Urfa, Gaziantep, Malatya. Sınır dışında gördüğü bir tek Konya var. İstanbul hakkındaki bilgisi ise televizyondan gördükleri ile kısıtlı. İstanbul'da yaşama fikri gözünü korkutuyor, ama Avrupa hayalinden de vazgeçmiyor. Dört kızın iki numaralı olanı Gönül ailesiyle birlikte yazı damda geçiriyor. Kimbilir belki bu hayaller, birbirine çelme takan idealler hep o 'dam'ın suçu. 'Damda uyumak nasıl oluyor?' sorusuna oldukça edebi bir cevap verdi: "Yıldızları yorgan yapmak gibi bir şey".

Delisi,velisi, körü :
İlçeye vardığımda "Kahta delisi, velisi ve körü ile ünlüdür." gibi cümleler duyuyorum. Kahta'ya varır varmaz, bunu bizzat kendi gözlerimle görme imkanını buluyorum. Bir şey daha dikkatimi çekiyor. Kahta'da neredeyse üç kişiye bir berber düşüyor.

Kahta, kahvehane ve berbeler ile dolu. Köşe başına kurabileceğiniz 4 metrekarelik bir tente, 2 metrekarelik bir baraka çay dükkanı oluveriyor. Çevreye yerleştirilen küçük tabureler vasıtası ile bir anda büyük bir açık hava kahvesinin sahibi oluveriyorsunuz. Rahle biçiminde tabureler bu yüzden cadde kenarlarında tesbih tanesi gibi dizili duruyor. Saklanması oldukça pratik olan bu taburelere oturmak büyük bir zevk. Kahvehanelerin yanı sıra Kahta'da berber ve tütüncü enflasyonu da dikkati çekiyor. Neredeyse her on metrede bir insan berber dükkanı görünce şaşırmadan edemiyor. Hatta cadde üzerinde belediyelere ait bir kabin bile berber dükkanına çevrilmiş. Nedeni basit: Bir şey tuttu mu, herkes o işi yapmaya koyuluyor. Böyle olunca belli iş kollarında enflasyon oluyor. Dükkanında tıraş olduğum İbrahim Efendi'nin dört çocuğu var. Küçük oğlunu sokaklarda oynamasın diye yanına almış. Günde dükkanda iki veya üç tıraş yaptığını söylüyor. Büyük bir olasılıkla yakında dükkanını kapatacak. Çünkü kazandığı para ile masraflarını karşılayamıyor.

Adıyaman'ın civar köylerinde yetişen tütününe ise Kahta'nın muhtelif yerlerinde poşetler içinde satanlara rastlamanız mümkün. Tütüncüler bu işten ayda yaklaşık 300-400 milyon lira arasında para kazandıklarını söylüyor. Her birinin en az üç çocuğu var. Ancak kimse halinden şikayetçi olmuyor. Sıkıntıları yüzünden suratlarını biraz buruştursalar da esnaf "Bu halimizden de memnunuz. Geçinip gidiyoruz. Allah'a şükürler olsun." diyor.

Kahtalı Mustafa
Kahta'daki otele vardığımızda akşam olmuştu. İki arkadaşız, kahvehaneye gitme fikri cazip geldi. Gece yarısına doğru, vakit kalkma vakti olduğunda, arkamızdan birinin "Hakan, Hakan" diye seslenerek bizi takip ettiğini gördük. Kahta'nın sevimli simalarından Mustafa. Mustafa, kahverengi yeleği, yakası eskimiş mavi gömleği, güneşten rengi sararmış bej rengi pantolonu ve boynuna yapıştırılmış gibi duran kravatı ile elini uzattı. Haliyle ben de elini sıkarak sarıldım Mustafa'ya. Adımı nereden öğrendiği ve bu tanışma için neden bu kadar istekli olduğu ise bir sır olarak kaldı.
Cuma günü Kahta'nın en büyük camilerinden Merkez Camii'ne doğru yola koyulduk. Bakımsız göründüğüne aldanmayın, Merkez Camii imamının kıraatından aldığım hazzı bu ülkede başka hiçbir camide almadım desem abartmış olmam. Bu havayı bir de Kahire'de solumuştum. Sokağı başka bir dünya, camii ayrı bir âlem.
İkindi vakti Kahta'nın merkezinde başlayan şenliklerde Adıyaman ve yöresinin halk oyunları eşliğinde bolca havai fişek atıldı. Elindeki sembolik orakları havaya fırlatarak şekil yapan Kıbrıs Halk Oyunları ise festivale ayrı bir güzellik kattı. Havai fişeklerden korkmuş olacak ki Mustafa kalabalığı yararak yanıma geldi. Fişeklerden korktuğunu belirten bir yüz ifadesi ile koluma girdi. Ben de kolumda Mustafa ile protokolün yanında yerimi aldım. Bunu gören Kahtalı bazı görevliler Mustafa'nın bu samimiyetinin ardından beni akrabası sanmışlar.

Hatta bu yüzden bütün şenlik boyunca olası aksiliklerde bana hep "Ya, sen zaten yabancı değilsin. Kahtalısın. Sahi sen kimlerdensin?" deyip durdular. İşin aslını öğrenince gülerek bu sevimli meczupların ilçenin simgesi olduğundan dem vurdular. Sayıları o kadar çok ki insan şaşırıyor. Kimisi şalvarını göğsüne kadar çıkarmış kimisi etrafa boş bakışlar atarak sokakları turluyor. Ancak hemen hemen hepsi ahali tarafından çok seviliyor.
Çünkü bu meczupların kimseye bir zararı olmadığı gibi yaptıkları esprilerle ahalinin neşe kaynağı oluyorlar. Her birinin farklı bir özelliği var. Örneğin, Mustafa cebinde her zaman beş paket sigara ile dolaşıyor. Eğer biri şaka yollu cebinden alırsa, önce arıyor sonra da kimin aldığını fark ederek onu ağlayarak herkese şikayet ediyor. Ayrıca ilk sözünüze her zaman 'evet' cevabını veriyor, ikincisine ise fazla uzatma der gibi sert bir tonla 'tamammmm' diyor. Sorunuza ise gayet mantıklı ama yine kısa bir cevapla cevap veriyor. Mustafa kıskançlık nedir bilmiyor, kimsenin arkasından atıp tutmuyor, ince hesaplar yapıp 'nasıl gol atabilirim'in derdine düşmüyor. Kahtalılar, bu sevimli hemşerilerine sitede bile yer vermişler. 'www.kahtanet.com' adlı sitede bizim Mustafa'nın elinde sigarası ile fotoğrafı bile var. Kahtalıların ona taktıkları lakap ise 'Boncuk'.

Tişört ile 2 bin metreye yolculuk
Cumartesi günü Nemrut'un zirvesinde yapılacak etkinlik için yola çıktık çıkmasına; ama ben ve CHA'dan arkadaşım İbrahim Türkmen, dağa çıkacak gibi değil de Antalya Alara Plajı'na gider gibi gelmiştik Adıyaman'a. Daha doğrusu zirvenin bu kadar soğuk olacağını tahmin edemedik. Aksilik ya o gün Nemrut, hiç de şefkatli değildi. Her geçen saat rüzgar şiddetini artırarak devam ediyordu. Bir ara 'hasta olacaksın' telkinlerini dikkate alayım dedim; ama içimden bir ses zirveye çıkmam konusunda ısrarlıydı. Dağ yakınında taştan yapılmış bir cafeye kadar aracınızla geliyor ve ardından yaklaşık 600 metre tırmanıyorsunuz. Benim için tırmanışın en güzel tarafı, yol boyunca sıklıkla duraklayarak Güneydoğu'nun o kendine has, güneşi arkasına alan, dağlarla örülü, büyülü manzarasına dalıp gitmek oldu. Gerçi Nemrut'a devasa heykelleri diken antik tarihin en küçük devleti Kommagene'nin kralı I. Antiochos'un yaşadığı devirde bu çorak topraklarda sedir ağaçları ve bağ bahçeler vardı. Ama asırlar neyi değiştirmedi ki? Yıldırım Beyazıt'a karşı Ankara Ovası'nda savaşan Timurlenk, savaşı kazanmasına sebep olan o meşhur filleri ovadaki ağaçlıklara saklamıştı. Ancak bugün Ankara Ovası'nın da çorak hali ortada.
Gelip geçen kafile arasında bana takılan Adıyamanlılara gülümseyerek "Seyda buraya yakın bir ilde doğmuş. O yüzden hemşeri sayılırız. Seyda'nın doğduğu topraklara bakıyorum." şeklinde cevap verdim.
Nemrut'un tepesine yaklaştıkça hem arazi dikleşiyor, hem de üzerimdeki tişört bayrak gibi sallanıyordu. Dağın tepesini düzleştiren ve ardından mezarı için 150 metrelik bir tümülüs yaparak dünyanın en yüksek yapay tepesini inşa ettiren I. Antiochos'un eserleri önünde aklıma en çok hayatını buraya adayan Amerikalı arkeolog Therasa Goel geliyor. 1953 yılından 1985 yılına kadar her yıl kazı için bu bölgeye gelen Goel'e hayranlık duymamak elde değil. Yazın karasal iklim yüzünden gündüz 40 derece sıcağın altında sığınabilecek tek bir gölge yok. Kışın ise dondurucu soğuk ile karşı karşıyasınız. Etrafta dolaşan misafirperver ayılar da cabası.
Ne kış ne de yaz olan, eylül gibi bir ayda Nemrut'a tırmanmak sürprizlere açık olmayı gerektiriyor. Yerde terleyerek başladığımız yolculuğun son durağında soğuk ve ürpertici esintiler bekliyor bizi. Tuluyhan Uğurlu'nun rüzgardan dağılan saçlarına notaları eşlik ediyor. Zamanın dışında, Adıyaman'ın çok uzaklarında gerçekleşen konser unutulur gibi değil. Adıyaman güzel, Kahtalılar sıcak ve notalara sarınıp ısınmaya çalışan bizlere şefkat göstermeyen taş tanrılara rağmen, hiçbir 'Nemrut'luk kalmıyor akılda.

Adıyaman'da düzenlenen 11. Nemrut Uluslararası Kommagene Festivali'nin en renkli simaları hiç şüphesiz ki Kıbrıs'tan gelen misafir halk oyun ekibi idi. Kendine has şiveleri ve renkli esprileri ile festivale renk kattılar. Kıbrıs'taki iklim Adıyaman'a göre daha sıcak olduğu için biz güneşten kaçarken Kıbrıslılar üşümemek için çaba sarf ediyordu. Nemrut Dağı'nın zirvesinde ise soğuktan gruplar halinde birbirlerine yaslanarak oturdular.
Kahta, Mıstık'tan sorulur.

Kahta'da Mustafa'yı tanımayan yok. O, Kahtalıların gözbebeği. Her daim beş paket sigara ile dolaşıyor. En kızdığı şey, ceplerindeki sigara paketlerinden birinin çalınması. İlçedeki etkinlikleri titizlikle takip ediyor. Hem de baş köşede. Tek korkusu havai fişekler. Patladığı zaman en yakınındaki tanıdığının yanına atıyor kendisini.


HAKAN YILMAZ (zaman gazetesi, turkuaz eki, 14.09.2003 pazar)

25 Eylül 2008 Perşembe

Arsemia Ören Yerine Piknik Alanı Yapılıyor

Çevre ve Orman İl Müdürlüğü ve Kâhta Kaymakamlığı tarafından Arsemia ören yerine piknik alanı yapılıyor. Nemrut Dağı Milli Parkı Bölgesi içerisinde kalan tarihi Arsemia bölgesine piknik alanı yapılıyor.

Mevcut alan içerisinde alt yapısı tamamlanan Arsemia piknik alanına yürüyüş yolları ve tuvaletlerin yanı sıra piknik masaları yerleştirildi.

Konu hakkında gazetemize açıklama yapan Çevre ve Orman İl Müdürü Harun Dindar, “Bu sayede Arsemia ören yerlerini gezmeye gelen turistler aynı zamanda piknik yapabilme imkânı sağlanmış oldu. Kahta Kaymakamlığıyla Nemrut Dağı Milli Parkı Arsemia ören yerleri içerisinde oluşturulan piknik alanına tüm halkımızın gelmelerini istiyoruz. Fakat belirli kural ve çerçevelerde hareket edilmesi dâhilinde, nedenine gelince, bu alanlar bizim milli değerlerimizi yansıtan bölgeler. Dolayısıyla burada piknik yapan kişilerin bu alanı amacını uygun bir şekilde kullanmaları çok önemli, aksi halde bu alanda unutulması muhtemel bir mangal ateşi bile zarar görmesine neden olabilir. Bu nedenle bizler ziyaretçilerin piknik alanını amacına uygun bir şekilde kullanmalarını istiyoruz” dedi.

Nemrut Dağı Doruklarında Kartopu Keyfi

Dünyanın 8. harikası olan 2 bin 206 metre yüksekliğindeki Nemrut Dağı, sezonu açmasının ardından ilk ziyaretçilerini konuk etti.

nemruttakartopuYabancı ve yerli turistlerin akın ettiği Nemrut Dağı, Türkiye'nin çeşitli illerinde bulunan turistlerin gelmesiyle turizm sezonunu açtı.Yaklaşık 8 aydır karla kaplı olan Nemrut'un ilk ziyaretçileri Alman turistler oldu. Yer yer 2-3 metreye çıkan kar kalınlığının bulunduğu Nemrut Dağı'na turistler tırmanmakta zorluk çekti. 2 bin 206 metre yüksekliğe tırmanan turistler araçların çıkamadığı son 800 metrelik yolu da yürüyerek çıkmak zorunda kaldı. Zorlu tırmanış sonrası zirveye ulaşan turistler, karlar altında bulunan devasa heykeller karşısında adeta büyülendi. Turistler, karlar içerisindeki Nemrut'ta kartopu oynamanın keyfini çıkardı. Metrelerce karı gören bazı yerli turistler zirveye kadar tırmanıp, heykellerin olduğu yere doğru kayarken ölüme meydan okudu. Karlar altında bulunan heykeller ile hatıra fotoğrafı çektiren turistlerden Alman Christian Stier, "Türkiye çok güzel, Nemrut çok güzel " dedi.

Nemrut Turizmi Geriliyor

Nemrut dağındaki Devasa heykelleri ziyaret için gelen turistler önceki yıllara oranla yarı yarıya düştü.

Ancak;

zirveye tırmandığımızda turist sayısında fazla azalma olmadığını gözlemliyoruz. Nemrut Dağı'nın Adıyaman ve Malatya arasında olmasından dolayı hem Malatya hemde Adıyaman'da sezona hazırlıklar yapılıyor. Turistlerin büyük çoğunluğunu Koreli ve Tayvanlı turistler oluşturduğu halda Kahta'daki otellerde Koreli ve Tayvanlı turistler yok denecek kadar azaldı. Çünkü turistler artık Malatya'dan zirveye tırmanıyorlar. Bunun sebebi Malatya'nın uygun fiyata kaliteli hizmet vermesidir.

Nemrut Dağı'na Tırmanan Oda Başkanları Güneşin Batışına Yetişemedi

Adıyaman Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanlığının daveti üzerine Adıyaman'a gelen 120 kişilik Antalya heyeti, Nemrut Dağı'nda güneşin batışını seyredemedi.

Güneydoğu turuna çıkan Antalya oda başkanlarının ilk durağı Adıyaman oldu. Adıyaman'a 18.00 sularında varan heyet, Şanlıurfa yol ayrımında davul-zurna ile karşılandı. Daha sonra Kahta İlçesinde bulunan 2206 metre yüksekliğindeki dünyanın 8. harikasına tırmanan heyet, 19.10'da batan güneşe yetişemedi. Güneşin batışını seyredemeyen heyet, heykeller arasında fotoğraf çektirerek, teselli oldu.

antalyaoda

24 Eylül 2008 Çarşamba

Korelilerden Nemrut Dağı'na Hayran Kaldı

Adıyaman’ın Kahta İlçesi sınırlarında bulunan ve Dünyanın 8. Harikası olarak nitelendirilen Nemrut Dağı'nı ziyarete gelen turistlerin çoğunluğunu Korelilerin oluşturduğu kaydedildi.


Adıyaman ve Kahta’da turizm sezonunun beklenilenin altında olduğunu kaydeden turizm gönüllüsü Muzaffer Uluçay, bu yıl içerisinde Dünyanın 8. Harikası olarak nitelendirilen Nemrut Dağı'nı ziyarete gelen turistlerin çoğunluğunu Korelilerin oluşturduğunu belirtti.
Kahta’dan Nemrut Dağı'na çıkan kafilelerde genellikle Kore, Tayvan, Fransa, İtalya ve İspanya'dan da gelen turistlerin yer aldığını ifade eden turizm gönüllüsü Muzaffer Uluçay, “Yıllardır bu sektörde hizmet vermekteyim. Nemrut Dağı’na Dünyanın her tarafından insanlar geliyor. Bu yıl Koreliler Nemrut Dağı'na daha çok ilgi gösterdi. Bizler gelen turistlerin memnuniyetleri için elimizden gelen her türlü çabayı sarf ediyoruz. Çünkü unutulmamalıdır ki, memnun ayrılan her bir turist daha sonra iki, üç olacak şekilde tekrar geliyor. Bu arada Kahtalıların turistlere karşı olan sıcak kanlılığı ve misafirperverliği de turistler tarafından beğeniyle karşılanıyor” dedi.
Koreli turistler ise Nemrut Dağı'na Kahta üzerinden gidilmesinin daha rahat ve daha kısa olduğunu ifade ederek, "Kahtalılar çok sıcak kanlı insanlar" dedi.koreliler

Süreyya Önder: "Nemrut İnsanlığın Ortak Mirasıdır?"

Uzun yıllardır dünyanın 8. harikası Nemrut Dağı'nın Adıyaman'ın mı, yoksa Malatya'nın mı tartışmasına yönetmen Sırrı Süreyya Önder de katıldı. Önder, "Sonuçta Nemrut insanlığın ortak mirasıdır. Ben de çektiğim filmde bu meseleyi biraz kurcalamak istedim" dedi.


NTV'nin 'Yönetmenler Türkiye'yi anlatıyor' projesinde "demokrasi, tahammül ve ötekileştirmeme" başlığı altında kısa filmlerle yönetmenler Türkiye'yi anlatacak. sureyya

Nemrut Zirvesinde İftar-Sahur Keyfi

Nemrut Dağı'nı görmeyen gelen yerli turistler zirvenin eteklerinde mangalla iftar ve sahur keyfi yaşıyorlar.

Güneşin doğuşu ve batışını 2 bin 206 metre yükseklikte, devasa heykellerinin altında izlemek için Nemrut Dağı'na gelen yerli ve yabancı turistler, Ramazanda ilginç gö
Nemrut Dağı'nda Müslümanlarla birlikte iftar yapmanın mutluluğunu yaşadıklarını belirten Alman turist Raina Murlinsa, "Bu eşsiz güzelliğin arasında devasa heykellerden çok etkilendik. Güneşin doğuşu ve batışını Nemrut Dağı'nda izlemenin farkını gördüm. Müslümanlarla birlikte Ramazanda birlikte iftar ve sahur yaptık. Biz Oruç tutmadık fakat Müslümanlar bizleri sofralarına davet etti. Barış ve kardeşlik rüzgarları esti" dedi.
rüntüler oluşturdu. Güneşin doğuşunun sahur vaktine, batışının ise iftar vaktine denk gelmesinden dolayı yerli turistler ve görevliler zirvenin eteklerinde oruçlarını açmaya başladı. Nemrut Dağı eteklerinde bulunan kafeterya kısmında mangal yakan yerli turistler burada iftarını açıyor.

sahur-keyfi_o
Nemrut Dağı'nda Müslümanlarla birlikte iftar yapmanın mutluluğunu yaşadıklarını belirten Alman turist Raina Murlinsa, "Bu eşsiz güzelliğin arasında devasa heykellerden çok etkilendik. Güneşin doğuşu ve batışını Nemrut Dağı'nda izlemenin farkını gördüm. Müslümanlarla birlikte Ramazanda birlikte iftar ve sahur yaptık. Biz Oruç tutmadık fakat Müslümanlar bizleri sofralarına davet etti. Barış ve kardeşlik rüzgarları esti" dedi.

Ağlayan gelin lalesi

Gerger ilçesinin yüksek tepelerinde yetişen ve doğal hazine konumundaki Ağlayan Gelin Lalesi, Hollanda başta olmak üzere birçok ülkeye ihraç ediliyor.

Adıyaman'ın Gerger ilçesinde doğal ortamda yetişen ve ilçeye has bir çiçek olan Ağlayan Gelin Lalesi'nin, doğadan sökülerek ihracatı yasaklandı. Doğal Çiçek Soğanları Derneği ihracatın sadece üretim kanalıyla yapılmasına karar verdi. Yurt dışına çok fazla sayıda ihracatı yapılan Ağlayan Gelin Lalesi, son dönemlerde iç pazarda da büyük rağbet görüyor. Belediyeler tarafından çevre düzenlemesinde kullanılan çiçekler, Gerger ilçesinin tanıtımına büyük katkı sağlıyor.

Uzun yıllardan beri Ağlayan Gelin Lalesi yetiştiriciliği yapan Kadir Aslan, Ağlayan Gelin Lalesi'nin yöreyi tanıtmanın ve geliştirmesi için en büyük doğal hazine olduğunu belirterek, şunları söyledi:

"İlçemize ait olan ve bu bölgede yetiştirilen laleler ilçemizle özdeşleşmelerine rağmen ilçemizden alınarak başka bölgelere kaydırılmaya çalışılmaktadır. Sadece lale üreticiliği değil, lalelerin tohumlarını da üretmeye başladım. Osmanlı İmparatorluğu zamanında bir devre ismini vermiş olan bu çiçekten ülkemizde 31 çeşit olarak doğal türü bulunmasına rağmen bizim bölgede yetişen Ağlayan Gelin Lalesi bunlar içerisinde en değerlisidir. Doğal Çiçek Soğanları Derneği tarafından ihracatçı firmalara üretiminin yapılması konusunda tavsiyede bulunulmuştur. Derneğin Bilimsel Araştırma Kurulu bu bitkilerin doğadan sökülerek ihracatını yasaklamış ihracatın sadece üretim kanalıyla yapılmasına karar vermiştir. Yüksek yerlerde yetişen ve yurt dışına ihraç edilen laleler son dönemlerde belediyelerin çevre düzenlemelerinde kullandığı ve rengiyle çevreye ayrı bir görünüm kavuşturan lalelere yönelmesiyle iç pazarda da önemli bir yer edinmiştir. Biz bu yıl yaptığımız çalışmalar ile doğadan soğan söküp bu çiçeklerin soyunu tüketmek yerine tohumlarını ekerek daha fazla üretim yapmayı hedeflemekteyiz. Eğer bu ürünün yetiştirilmesi ve pazarlanması esnasında bizlere gerekli destek sağlanır ise en kısa sürede ilçemiz adını tüm dünyaya duyuracaktır"

Beyaz insanlar Efsanesi

Bu efsane Kommagene Krallığındaki insanların "Beyaz İnsanlar" adını verdikleri varlıklara tapmalarıyla ilgilidir.

1987 Temmuz’unun sıcak bir gecesinde Eski Kahta kasabasından Fırat adında yaşlı bir kadın bana şunları anlattı:

“Eski devirlerde, Peygamber’den (1) önce, Malatya’ya doğru gitmekte olan bir grup asker varmış. Toros Dağları’nı geçerlerken gece bastırmış. Aç ve yorgun düşen askerler ileride gördükleri zayıf ışığa yaklaşmışlar. Işık yaşlı bir adamın kızı ve bir erkek çocukla yaşadığı eve aitmiş. Yaşlı adam askerleri konuk etmiş.Yemeklerini bitiren askerler şaşkınlık içinde yedikleri yemekler kadar yemeğin arta kaldığını görmüşler. Neler olduğunu anlayamadan Malatya’ya doğru yola koyulmuşlar. Yol boyunca garip başka bir şey yaşamamışlar.Aynı askerler Malatya’dan geri dönerlerken yaşlı adamın evini ziyaret etmeye karar vermişler. Evi bulmuşlar ve yine dostlukla karşılanmışlar. Komutan evin kızın beğenmiş ve yemek bittiğinde yaşlı adamdan kızını istemiş. Adam kızını vermek istemiyormuş ancak askerlerin kızı zorla alacağını düşündüğü için razı olmuş. Askerler kızı da yanlarına alarak ayrılmışlar.Eski Kahta’ya geldiklerinde—şimdi kutsal evin olduğu yerde—kız biraz durmalarını istemiş. Kuru dere yatağına inen kız eliyle çorak toprağı okşamış ve hemen oracıktan bir pınar fışkırmış.Pınar bugün hala oradadır. Kız sudan içmiş ve yıkanmış. Sonra toprağa açılmasını söylemiş ve açılan yarıktan girerek kaybolmuş. O zaman bu zaman orası kutsal bir yer olarak kabul edilmiş ve halk kıza mezar olan bu alana bir ev inşaa etmiş.Kız, zaman zaman, bir kaç arkadaşı yanında olduğu halde, bu evde ve üç ayrı yerde daha, insanlara gözükürmüş. Baharda Eski Kahta’daki pınarbaşında, yazın Malatya yakınlarındaki bir dağda, sonbaharda Gerger’de ve kışın Toros Dağları’nda bir yerlerde. Eski Kahta’daki yıllık ‘görünme’ işte bu evde olurmuş .”Yaşlı kadın çocukluğunun bahar aylarında her çarşamba ve cuma gün bitiminde yöre halkının bu kutsal evin önünde toplandıkları hatırladığını söyledi. Kutsal evde mumlar yakılır dualar okunurmuş. Güneş battıktan sonra herkes evine dönermiş. Akşam arkadaşlarıyla birlikte eve gelip dua edecek kızın rahatsız edilmemesine özen gösterilirmiş. Çok az kişinin gece evin civarında kalmasına izin verilirmiş.Fırat Hanım anne ve babasının kızı ve arkadaşlarını gördüklerini anlattı bana ve onların normal insanlardan daha küçük yapıda ve beyaz saçlı olduklarını söyledi.

Notlar:

1. İ.Ö. 600’den önce.

2. Fırat Hanım’ın anlatımından bu kutsal evin Eski Kahta’nın hemen dışındaki eski mezarlık yakınlarınki yıkık küçük taş ev olduğu anlaşılıyor. 1987’deki ziyaretimde evin damının çökmüş olduğunu gördüm. Mezarı çeviren dört duvar Peygamber’in yeşil bayrağıyla örtülmüştü.

23 Eylül 2008 Salı

adıyaman müzesi

Atatürk Bulvarı üzerinde yer almaktadır. Arkeolojik eserlerseksiyonunda, Paleotik Çağdan başlamak üzere çakmak taşından el baltaları, delici ve kazıcılar, obdisiyenden ok uçları, pişmiş toprak fügürinler ile Kalkolitik Çağ, İlk, Orta ve Geç Tunç Çağları, Demir Çağı, Roma ve Bizans Dönemleri ile Selçuklu ve Osmanlı Çağları'na ait seramikler, cam eserler, kemik aletler, altın, gümüş ve bronzdan yapılmış

Süs eşyaları, fügürinler, damga ve silindir mühürler teşhir edilmektedir. Ayrıca, Geç Hitit Çağından taş ,steller ile Kommagene Krallığına ait sikkeler ve mozaik örnekleri sergilenmektedir. Etnografik eserler bölümünde Adıyaman yöresinden derlenen halı, kilim, cicim, halı - yastık gibi dokumalar, kadın ve erkek giysileri, gümüş takılar, ev eşyaları teşhir edilmektedir. Müzedeki taş eserlerden bazıları iç bahçede sergilenmektedir.

1982 yılında modern binasına kavuşmuş ve bu tarihten sonra kendi binasında hizmet vermeye başlamıştır. Müze binası, konum olarak şehir merkezinin en güzel yerinde, geniş-bahçeli, bodrum kat üzerine yapılmış tek katlı bir binadır. Eserler iki büyük salon ve bu salonu birbirine bağlayan ara salon ile iç bahçede sergilenmektedir. Aşağı Fırat Bölgesinde yapılan ve yıllarca süren yerli ve yabancı kazılar sonucu teslim edilen, satın alma ve diğer yollardan müzeye gelen

eserler ile müze, bölgenin en zengin müzesi haline gelmiştir. Müzede Paleolitik Döneme ait el baltaları, delici ve kesiciler; Kalkolitik Döneme ait pişmiş topraktan kaplar, Tunç Çağına ait süs eşyaları; Roma ve İslâ dönemine ait seramik kaplar sergilenmektedir.Yine çeşitli dönemlere ait mühürler, kadın ve erkek takıları, insan ve hayvan figürinleri, mozaikler, altın, gümüş ve bronz sikkeler; yöreye ait etnografik eserler sergilenmektedir.

Nemrut, dağı olumsuz hava şartlarından dökülüyor

Yüksekliği 2 bin 600 metre olan ve dünyanın 8. harikası olarak bilinen Nemrut dağı kışın ağır şartlarına dayanamıyor.

Adıyaman’ın Kahta İlçesi’nde bulunan Nemrut Dağı’ndaki heykellerin doğa şartlarından etkilenerek yıprandığı gözleniyor. 2 bin 100 yıldır ayakta kalmayı başaran Nemrut Dağı kışın ağır şartlarından olumsuz etkilenmeye başladı. UNESCO tarafından ‘Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınan Nemrut Dağı ören yeri, MÖ 1. yüzyılda Kommagene Kralı Antiochos tarafından kutsal tapınak olarak inşaat edilen Nemrut Dağı ören yeri zorlu kış şartlarına karşı mücadele veriyor.

Adıyaman Müze Müdürü Arkeolog Fehmi Eraslan, Nemrut dağında restorasyon çalışmalarına bir an önce başlanmasını gerektiğini belirterek, “ Nemrut Dağı yüksek bir yer olduğu için kışı ağır, yazı da çok sıcak geçmektedir. Bu nedenle zirvedeki kar kütlesinin erimesi kırma taşlardan yapılmış tümülüsün kaymasına ve buna bağlı olarak kabartmaların baskı görmesine, bazı yapıların da düşüp tahrip olmalarına sebep oluyor. Nemrut Dağı’nda bulunan heykeller kireç taşı ve kum taşından inşa edildiği için ağır kış şartlarını ve çok sıcak havaya dayanması biraz zor. Bu nedenle de Nemrut Dağında restorasyon çalışmalarına hiç teredütsüz başlamamız gerekir. Yoksa çok sayıda turist kaybedeceğiz.” diye konuştu.

Eraslan şöyle devam etti: “Nemrut Dağı doğu terasında tahtlar sağlam kalırken hayrettir ki sadece heykeller tahrip olmuş. Batı terasında ise bunun tam tersi gerçekleşmekte. Gövdelere ait bloklar yere düşmesine rağmen heykellerin başları sağlam. Tümülüs üzerinde biriken kar kütlesi eridikçe kum taşı kabartmalarına baskı yapıyor. Bu da tarihi değerlerin zedelenmesine neden oluyor. Nemrut Dağı’nda Amsterdam Üniversitesi ve Uluslararası Nemrut Vakfı tarafından 2001 yılında çevre düzenlemesi yapıldı. 2002–2003 yılında koruma ve restorasyon çalışmaları gerçekleştirilmişti. 2004 yılında ise restorasyon ve koruma çalışmaları yapılmamıştı. Amsterdam Üniversitesi, 2005 yılında restorasyon yapmak için Adana Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’na proje sunmuştu. Nemrut Dağı’nın koruma ve restorasyonu yeniden yapılarak orijinal haliyle turizme tekrar sunulması gerekiyor.

22 Eylül 2008 Pazartesi

Nemrut Türkiyenin Varlığı

Malatya Valisi Halil İbrahim Daşöz’ün Adıyaman Valisi olduğu günler... İki kent arasında Nemrut çekişmesi yine kızışmış... Halil İbrahim Daşöz, dönemin Adıyaman Valisi olarak, temsil ettiği kentten yana tavrını koymuş...Mücahit Fındıklı, "Sayın Valim, bu kavgada fazla taraf olmayın. Bir gün yolunuz Malatya’ya da düşer..."demiş.O günlerde Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığını yürüten şimdinin AKP Milletvekili Mücahit Fındıklı, Daşöz’le karşılaşmış: "Sayın Valim, bu kavgada fazla taraf olmayın. Bir gün yolunuz Malatya’ya da düşer..."Fındıklı’nın dediği çıktı, Daşöz iki yıldır Malatya Valisi...Renault’un, Total Türkiye ve Doğan Egmond’un da desteğini alarak yürüttüğü "Trafikte İlk Adımlar" projesinin 21’inci durağı için Malatya’ya gittiğimde Daşöz’le sohbet ettim. Fırsatı bulmuşken, AKP Adıyaman Milletvekili Hüsrev Kutlu’nun yeniden canlandırdığı "Nemrut kavgası"nı iki tarafı da çok iyi bilen Vali Daşöz’e sordum. Önce Adıyaman’daki psikolojiyi ortaya koydu:Atatürk Barajı yapıldı, Adıyaman’ın bir ilçesi 53 köyü sular altında kaldı. Baraj şimdi Harran Ovası’nı suluyor. Adıyamanlı bir yararını hissetmedi.Malatya’da Çat Barajı yapıldı, suyu Adıyaman’dan geliyor. Sulama Malatya’nın işine yarıyor, Adıyamanlı yine bir yararını görmüyor.Barajla birlikte Adıyaman’ın Diyarbakır’la da bağlantısı kesildi. Adıyaman bir anlamda çıkmaz sokak gibi oldu, orada yaşayanlar böyle bir psikoloji içine girdi.Malatya’da havaalanı var. İstanbul’dan günde 4, Ankara’dan bir sefer var. Şimdi Almanya’dan da yazın haftada iki-üçü bulan uçak seferleri var. Malatya’dan Nemrut’a uzanan karayolu, Adıyaman tarafına göre daha iyi durumda. Üstelik zirveye 200 metre mesafeye kadar arabayla çıkmak mümkün.İşte bu durum, Adıyamanlı’larda, "Nemrut’u da elimizden alacaklar, bize birşey kalmayacak" kuşkusu yaratıyor. Ortamı germelerinin nedeni bu.Vali Daşöz, sonra da Adıyaman Milletvekili Hüsrev Kutlu’nun şu sözüne vurgu yaptı: "Sayın milletvekili, Kültür ve Turizm Bakanımız Ertuğrul Günay’a, (Nemrut’a Malatya’dan gitmeniz, Mescidi Aksa’ya İsrail’in açtığı kapıdan girmeye benzer) demiş. Bu benzetme çok talihsizdi."Aslında olaya en iyi çözümü bulacak isim de Vali Daşöz. Çünkü, iki tarafın da duyarlı noktalarını gayet iyi biliyor. Daşöz’ün önerdiği formül şu: "Nemrut’a nereden çıkıldığı önemli değil. Aradaki 300 metrelik yolu yapalım. Zaten Malatya’dan Nemrut’a çıkan, Adıyaman tarafına geçmeden olayın tamamını görmüş sayılmaz. Hem Nemrut, ne Malatya’nın, ne Adıyaman’ın malı sayılır. Öncelikle Türkiye’nin dünya çapında bir tarihi, kültürel varlığıdır."Sonra AKP Malatya Milletvekili Mücahit Fındıklı’yla konuştum, Nemrut formülüne bir katkı da o yaptı: "El ele versek, Nemrut’a bugünkünün 5-10 katı turist çekmenin yollarını bulsak daha iyi olmaz mı?"Kavga etmeyi bırakın, bakımsızlıktan dökülen Nemrut’taki tarihi eserlere sahip çıkın... El ele verip, daha iyi pazarlamanın yolunu bulun...

Alexa Nedir ? Rank yükseltme yolları

Evet arkadaşlar biz webmasterlar fazla alexayıda önemsemezsekte aslıdan alexa bizim için doğrudan çok etkildir. Sebebi ise alexa ve google iş birliğiden , konuya girecek olursak ;
Google kaliteli siteler seçimden tek başıan çalışmıyor alexa ile çalışıyor yani Alexa rankı yüksek olan sitelere google çok önem veriyor. ( kısacası budur arkadaşlar )
Peki alexada nasıl rank’ımı yükseltirim diyorsanız ;
Evet arkadaşlar çeşitli forumlardan bloglardan okuduklarımı sizlere anlatıyorum.
Alexa Toolbar yükleyin.
Sebeb : Kendi bilgisayarınıza Alexa toolbar yüklerseniz devamlı kendi sitelerinze bakacağınızdan toolbar sayesinde Alexa.com a rapor gönderiliyor ve böylece sitenizin Rank’ı artmaya başlıyor. Şöyle açıklayacak olursak

a) Toolbarlı Misafir puanı = 10 puan
b) Widgetli yani sitesine kodu ekleyen web sitelerinin puanı = 5 puan
c) Hiç biri olmadan = 1 puan
d) Sitede kalma süresi = 2 puan
e) Sayfa Görüntüleme= 3 puan

2 ) Sitelerinize alexa kodunu yerleştiriniz.Kodu yerleştirmek için buraya tıklayınız.
Sebeb : Kodu yerleştirmemizdeki amacımız 1 ci maddenin b şıkkındaki sebebden dolayı yani daha fazla rank.
Sitenizde , blogunuzda alexa hakkıdna yazıalr yazınız Alexa bunu sever be rankınız artar.
(En önemli maddelerden biri ) Webmaster forumlarında sitenizin Tanıtımlarını yapın , imzalarınıza sitenizi ekleyin. Ayrıca sitedeki aktif insanların imzalarını satın alın oraya site adreslerinizi yazınız.
Sebeb:
Neden Webmaster forumlarında tanıtım yapıyorum ? : Arkadaşlar Webmaster forumlarına takılanların enelde hepsi alexa toolbar kullanır ve sitenize girerek sitenize fazla fazla puan getirir.
Neden imzama sitemi yazıyım ? : Deminki madde de de olduğu gibi forumda aktif bir insansanız milletin ilgisini çekeceksiniz ve sizi göz ucuyla araştırmaya çalışacaklar yani imzanızdaki sitelere tıklayacaklar böylece rankınız biraz daha aratacak.
Neden imza satın alayım ? : Kendi imzam yetmiyormu neden başkasından imza satın alayım delimiyim ben diyorsanız hayır deli değilsiniz ama forumda herkezin dikkatini çekemezsiniz. Dikkat çekenlerden alın
Bu madde biraz zor ama sitenize webmasterları çekecek şeyler koyun misal wm araçları gibi.
Sebeb : Wmler de toolbar oldğundan sürekli sitenize girecekler ve + puan verecekler

alexa ipuçları Alexa nedir nasıl yükleriz

Alexa tüm sitelere dünya ve ülkeler bazında sıralama verir. Bunu nasıl yapar, neye göre yapar, ne için yapar ve bize ne faydası olur anlatmaya çalışacağım.

Aslına bakılırsa Google Pagerank gibi belirli bir algoritması vardır ve Pagerank in algoritması kadar çözülmesi zor değildir. En azından tecrübeler yoluyla kısa zamanda nasıl işlediği anlaşılabiliyor. Pagerank uzun zaman zarfında güncellemeleri yayınladığı için test etmek zor oluyor.

Testimizi yeni kayıt ettirdiğimiz bir domain üzerinden yapıyoruz. Alexa ve Pagerank değeri yok. İçerisine 3-5 konu ekliyoruz ve hem google a hem de alexa ya kayıt ettiriyoruz. Test edeceğimiz site bir forum olsun ve bizim haricimizde sadece o anlık arkadaşlarımızın girdiğini varsayalım. Şimdi başlayalım örnek üzerinde alexa yı anlatmaya.

Sitemizi kurduk ve sadece arkadaşlarımız giriyor. günde sadece 20 kişi giriyor ve konu ekliyor. Bu 20 kişi forumda muhabbet ediyor ve uzun süreli olarak kalıyor. Neredeyse tüm açılmış başlıklara giriyorlar. Böylelikle tekil hitimiz 20, çoğul hitimiz ise 20 den kat kat fazla oluyor. Site ziyaretçilerden birisi Firefox kullanıyor ve ReloadEvery eklentisi aracılığıyla anasayfayı yeniliyor. Bu da çoğul hiti artıracağından dolayı bize yararı oluyor. İlk alexa güncellemesinde sıralamamız 1 milyon ile 2 milyon arasında değişiyor. Alexa kısa zaman zarfları içerisinde güncelleme yapar. Bu 1 gün de olabilir 1 haftada. O yüzden ilk sıralama hakkında kesin bir yorum yapamıyorum. Taktiğimiz çoğul hiti artırma üzerine kurulu olduğundan baya bir işe yarayacak. Aynı şekilde devam ettiğimizde 2. güncellemede ilk 500.000 e girmemiz hiç de zor değil. Bunun nedeni ise çoğul hitimizin yüksek olması. Buradan şunu çıkarıyoruz. Tekil hit ile çoğul hit arasında bir oranlama yapıyor. Siteniz kaliteli ise ziyaretçileriniz sitenizde uzun süreli kalır ve sürekli sitenizi gezer. Mantığı bu yönde olduğundan yaptığımız test başarılı oluyor. 20 tekil hitli bir sitenin 5.000 çoğul hiti olursa demekki o site kaliteli olmaya adaydır (yaptığımız suni olduğundan pek uzun sürmeyecek bu durum).

Nemrut Dağı'ndaki heykeller, bakterilerle korunacak

Kommagene-Nemrut Koruma ve Geliştirme Programı kapsamında Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nden (ODTÜ) gelen 40 kişilik ekip, UNESCO tarafından dünyanın 8. harikası olarak gösterilen tarihi eserlerde meydana gelen çatlakları, malzemeler içerisine bakteri katarak kapatmaya ve iklim şartları nedeniyle zarar gören dev heykellerin ömrünü uzatmaya çalışıyor

Bakanlık Yetkilileri, ODTÜ'nün Nemrut Dağı'ndaki Çalışmalarını Yerinde İnceledi.Nemrut Dağı Gençlere İstihdam Sağlayacak, Turistler Kılavuzsuz Gezemeyecek.

Nemrut Dağı'ndaki tahrip olmuş heykellerin, bakterilerle korunacağı öğrenildi.

Kommagene-Nemrut Koruma ve Geliştirme Programı kapsamında Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nden (ODTÜ) gelen 40 kişilik ekip, UNESCO tarafından dünyanın 8. harikası olarak gösterilen tarihi eserlerde meydana gelen çatlakları, malzemeler içerisine bakteri katarak kapatmaya ve iklim şartları nedeniyle zarar gören dev heykellerin ömrünü uzatmaya çalışıyor. ODTÜ ile Kültür ve Turizm Bakanlığı arasında imzalanan protokole göre 40 kişilik ODTÜ ekibi 2010 yılına kadar çalışmalarını sürdürecek.

Nemrut Dağı'nda gerçekleştirilen çalışmalar hakkında bilgi alışverişlerinde bulunmak için ODTÜ ekipleri tarafından Nemrut Dağı'na davet edilen Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdür Yardımcısı Ökkeş Dağlıoğlu, çalışmalar kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak her türlü desteğin sağlanacağını belirterek, “Nemrut ören yeri ve Nemrut tümülüsü dünyanın 8. harikasıdır. Bu kültür mirasının korunması için Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ODTÜ tarafından bir protokol imzalanmıştır. İmzalanan protokol neticesinde iki yıldır burada araştırmalar yapılmaktadır. Araştırmalar çerçevesinde yapılacak olan çalışmalarda ören yerlerinin sınırları ve yönetim planları tespit edilecektir. Depremler ve hava şartları nedeni ile Nemrut Dağı'nın üst kısımlarından düşen heykeller yerinde korunacaktır. Heykeller üst üste konulmayacaktır. Çalışmalar, ODTÜ öğretim görevlilerinden oluşan danışma kuruluna sunularak yapılmaktadır. ODTÜ'nün önereceği projeler doğrultusunda çalışmalar devam edecektir” diye konuştu.

Zayıflayan taşları bakterilerle kuvvetlendirdiklerini dile getiren ODTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi ve Nemrut Dağı'nı Koruma ve Geliştirme Proje Sorumlusu Emine Caner Saltık, taşa benzer yapılarla açıklıkları kapattıklarını belirterek, “Nemrut Dağı'nda bulunan taşların bozulma durumlarını inceledik. Bu proje çalışmaları kapsamında taş heykelleri koruma ekibimiz bulunmaktadır. Taşlarda meydana gelen bozulma sorunlarını kontrol altına alacak en acil tedbirleri almaya çalışıyoruz. Yaptığımız çalışmalarda zayıf taşları uyumlu malzemeler kullanarak kuvvetlendirme çalışmaları yapıyoruz” dedi.

Taşlarda biyolojik bozulmaların meydana geldiğini ve liken oluşumların ortaya çıktığını kaydeden Saltık, “Bu bölgelerde taşlar zayıflamış durumdadır. Biz bu zayıflıkları kireç bakterileri kullanarak gidermeye çalışacağız. Kireç bakterilerini taşın zayıflamış yüzeylerine takviye ederek taşın yapısına benzer kalsit oluşumlarını sağlayıp bitkisel bozulmaların gerçekleştiği yerleri tedavi ediyoruz” açıklamasını yaptı.

Programın amacının Nemrut Dağı odaklı Adıyaman'da bulunan diğer kültür varlıklarının da bir kısmını içeren büyük bir planlama ve koruma projesini geliştirmek olduğunu vurgulayan ODTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Neriman Şahin de Nemrut Dağı'nı özel bir destinasyona çevirmeyi hedeflediklerini kaydetti.

Adıyaman'da Komagene ve Osmanlı kültürü olarak pek çok katmanın bulunduğunun altını çizen ODTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Neriman Şahin, bu kültürü, doğallığı ile yerli ve yabancı turistlere sunmayı hedeflediklerini ve Nemrut Dağı'na 2009 yılı içerisinde hizmet evi yapılacağını ifade ederek şunları söyledi: “2006 yılından bugüne iki ölçekli çalışmalar devam ediyor. Burada ilk yaptığımız çalışma çevre düzenleme projesidir. Bu uygulama projelerinin temini için Kültür Bakanlığı bu yıl ihale açacak. Gelecek yıl umuyorum Nemrut Dağı bir hizmet evine kavuşacak. Bu hizmet evi sadece turistlerin ihtiyaçlarını karşılayacakları yerler olmayacak. Nemrut Dağı'nın tarihçesini anlatacak bir tanıtım merkezi de bu hizmet evine ek olarak yapılacak. Yapılması planlanan hizmet binası Nemrut'a gelen yerli ve yabanca turistlere 24 saat kesintisiz hizmet verecek. Hizmet evi ile birlikte düşünülen bir işletme modeli de var. Bunlar için bölgeden ve dünyadan kaynak bularak özellikle AB gibi fonlardan destek aramayı düşünüyoruz. Çünkü bu sadece fiziksel bir proje değil, bir bakıma sosyal yönleri ile buradaki kalkınmayı güçlendirecektir. Yöredeki gençlere istihdam sağlayarak alan kılavuzları yetiştireceğiz. Milli parka gelen turistleri yetiştirdiğimiz alan kılavuzları gezdirecek. Alan kılavuzu olmadan milli parkta gezilemeyecek. Bu kapsamda kılavuzlar turizm kaynaklı tahribatların önüne geçecek. Ölçüm çalışmaları ve faaliyetleri için bu yıl içerisinde zaman zaman Nemrut Dağı'na geleceğiz.” dedi.

Haber Merkezi

21 Eylül 2008 Pazar

Nemrut Dağı 1. Film Günleri

Adıyaman Üniversite tarafından başlatılan, Adıyaman Nemrut 1. Film günleri başladı.Demokrasi parkında Kültür ve Turizm Bakanlığının maddi destekleri ile başlatılan film günlerinin ilk gününde katılımcılara babam ve oğlum filmi izletildi.Rektör Mustafa Gündüz, Adıyaman Nemrut 1. Film günlerinin 5 Eylül 2008 tarihinde Gölbaşı ilçesinde sona ereceğini söyledi.
Adıyaman merkezde ve ilçelerde yapılacak olan film günlerinin iki hafta süreceği belirtildi. Adıyaman Nemrut 1. Film günlerinin ilk günüde babam ve oğlum filmini izlemeye gelenler arasında Vali Ramazan Sodan, Belediye Başkanı Necip Büyükaslan, Adıyaman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Gündüz, AK Parti Adıyaman Milletvekilleri Ahmet Aydın ve Şevket Gürsoy, Emniyet Müdürü Mustafa Sağlam, AK Parti Merkez İlçe Başkanı Zeynal Özbilgin, Esnaf Kefalet ve Kredi Kooperatifi Başkanı Abuzer Aslantürk, Adıyaman Üniversitesi öğretim görevlileri, öğrenciler ve halk katıldı. Zaman zaman filmi izleyenler duygulu anlar yaşarken gözyaşlarını tutamadılar. Projenin Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından desteklendiğini belirten Adıyaman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Gündüz, Garnizon komutanlığı ve Emniyet Müdürlüğü işbirliği ile gerçekleştirdiklerinin altını çizerek,”birinci Adıyaman film günleri Adıyaman’da başladı. Birinci film günleri iki gün Adıyaman halkına açık olacak. Sonrasında aynı düzenle bütün ilçelerimizi dolaşacağız. Üniversitenin yazlık düzende Türk filmlerini izletmek üzere geleneksel, birazda nostaljik havayı yaratmaya çabalamasının altında iki temel neden yatmaktadır. Bunlardan birinci üniversiteler içinde bulundukları yerleri sosyal ve kültürel bakımdan beslerler. İkincisi ise hep birlikte izlediğimiz üzere Türk sineması gerçekten kendi toplumsal yapısına uygun filmler çevirdiğinde ne kadar büyük bir ilgi ile karşılandığını göstermektedir. Bu projenin asıl amaçlardan birisi de budur. Bu sayede Türk sinemasının dünya sinemasında önemli bir yere geleceğini gözlemleyebiliyoruz. Amerikan filmlerinin elbette başka bakımlardan cazibesi olabilir ama Türk filmleri ile hem kendimizi tanıyoruz hem de toplumumuza intibakımız sağlam temeller üzerine oturuyor. Bu projenin bir diğer amacı ise Adıyaman üniversitesi il içinde ve dışında tanıtmaktır” dedi. Gündüz, Adıyaman Nemrut 1. Film günlerinin 5 Eylül 2008 tarihinde Gölbaşı ilçesinde sona ereceğini sözlerine ekledi. Yeniyol Haber Merkezi

TBMM Nemrut Tartışması

Yıllardır gündemden düşmeyen Nemrut Dağı, yine tartışma konusu oldu.TBMM'de Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın bütçesi görüşülürken Malatya ve Adıyaman arasında sorun olan Nemrut konusu da gündeme geldi.Görüşmeler esnasında Bakan Ertuğrul Günay'a, CHP Malatya Milletvekili Mevlüt Aslanoğlu, "Malatya halkı size kırgın" diye sitem etti.


Görüşmeler esnasında Bakan Ertuğrul Günay'a, CHP Malatya Milletvekili Mevlüt Aslanoğlu, "Malatya halkı size kırgın" diye sitem ederken Günay, "Nemrut'un görkeminden yararlanma bir yarışma olabilir, bu beni ilgilendirmiyor." Dedi.

TUTANAKLARDAN NEMRUT TARTIŞMASI
İşte Meclis gündemine gelen Nemrut ile ilgili tartışmaların Meclis tutanaklarına dökülmüş hali “..ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2008 mali yılı bütçe görüşmelerinin üçüncü turuyla ilgili, şahsım adına, lehte söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Bütçe hazırlanırken büyük bir özveriyle çalışan bürokratlarımız, milletvekili arkadaşlarımız ve sayın bakanlarımız başta olmak üzere, her kademesinde emeği geçenlere huzurlarınızda teşekkür ediyorum. 2003-2007 dönemi cumhuriyet tarihimizin en parlak dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçmiştir. Her konuda olduğu gibi, kültür ve turizm politikaları ve Vakıflar Genel Müdürlüğümüz, çalışmalarında ilkleri bu dönemde yaşatmıştır. Türk kültür ve sanatının millî kimliğini muhafaza ederek evrensel platformlara taşınması öncelikli hedeflerimiz arasındadır. Kültürümüzün hayatiyetini koruyarak zenginleşmesi, engelsiz ve özgür bir ortamda yeşerip yaygınlaşmasına bağlıdır. AK Parti İktidarı döneminde ülkemizde farklı uygarlıklara ait kültür varlıklarına yönelik çağdaş mevzuat çalışmaları gerçekleştirilmiş, bu alana yeni kaynaklar aktarılarak büyük bir seferberlik başlatılmıştır. Turizm sektöründe, 2007 yılının ilk on ayında ülkemize gelen turist sayısı 20 milyonun üzerine çıkmış, turizmden elde edilen gelir de 15 milyar dolara yaklaşmıştır. Bu sayı, 2006 yılının tamamında ülkemize gelen turist sayısından 2 milyon daha fazladır. Ülkemiz, bu rakamlarla, dünyada ilk on varış noktası arasındadır. Yeni yatırım alanların oluşturup ürün çeşitliliğini artırarak ve niteliklerini yükselterek 2023 yılına kadar dünyanın en önemli beş varış noktasına Türkiye'yi dâhil etmek, gerçekleşmesine kesin olarak baktığımız en önemli hedefimizdir. Sayın Bakanımızın, dünyanın sekiz harikasından biri olmaya aday, 2007 yılı sonu itibarıyla UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan Nemrut Dağı'na da gereken desteği vereceğine inancım tamdır. Bu vesileyle de, Sayın Bakanımıza teşekkürlerimi sunuyorum. Başbakanlığa bağlı özel bütçeli bir kuruluş olan Vakıflar Genel Müdürlüğümüzce 1998-2002 yılları arasında restore edilen eser sayısı 46 iken, 2003-2007 yılları arasında 2.613 eserin restorasyonu tamamlanmış, 2008 yılında ise bin adet eserin restorasyonu hedeflenmektedir. AK Parti iktidarı olarak, tarihimize, ecdadımıza bugüne kadar sahip çıktık, bundan sonra da sahip çıkmaya devam edeceğiz.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde 1994, 2000 ve 2001 yıllarında yaşadığımız krizler hem gelir dağılımı adaletsizliğini hem de yoksul sayısını artırmıştır. Bu krizlerin ceremesini de maalesef yoksul yurttaşlarımız daha da yoksullaşarak çekmiştir. Biz "kimsesizlerin kimsesi olacağız" diye yola çıktık. Çaresiz ve umutsuz tek bir insanımızın kalmaması için var gücüyle çalışmak ve insanımıza onurlu bir hayat imkânı sunmak, Hükûmetimizin en temel amaçlarından biridir. Hükûmetimiz döneminde sosyal yardımlardan yararlanan kişi sayısında 2,5 kat, sağlanan ayni ve yardımlarda da 9 kat artış olmuştur. Rakamların bu derece artması, ülkemizde ihtiyaçlı insanların sayılarının artmasından değil, Hükûmetimizin bu konuya ve insanımıza gösterdiği özenden ve hassasiyetten kaynaklanmaktadır. Hükûmetimiz döneminde 2003 yılında 1 milyon 96 bin aileye 650 bin ton kömür dağıtılmışken, 2007 Eylül ayı itibarıyla 1 milyon 900 bin aileye 1,5 milyon ton kömür dağıtımı yapılmıştır. Kömürle oy aldığımızı iddia edenlere, 2006 yılında seçim yokken biz kömür dağıtmaya devam ettik. Şu anda, 2007 yılında biz kömür dağıtmaya devam ediyoruz. CANAN ARITMAN (İzmir) - Uzun vadeli politika. AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) - Siz dağıtmadınız, devlet dağıttı. ÖZÜRLÜLERİN DURUMU
ÖZNUR ÇALIK (Devamla) - Seçim olmamasına rağmen, biz her zaman insanımızın yanında olmaya devam edeceğiz.
Sosyal güvenceden yoksun özürlü vatandaşların topluma uyumunu kolaylaştıracak her türlü araç gereç ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik 7.906 yurttaşımıza toplam 10 milyon 526 bin YTL yardım yaptık. Bu vesileyle de 3 Aralık Dünya Özürlüler Günü'nde bir kez daha engelsiz bir dünya ve engelsiz bir Türkiye dileğimi buradan iletmek istiyorum. Değerli milletvekilleri, nüfusun en muhtaç kesimine dahil olan ailelerin çocuklarının temel sağlık hizmetlerine tam olarak erişimini hedef alan bir sosyal güvenlik ağı oluşturmak amacıyla ülkemizin her köşesinde şartlı… BAŞKAN - Sayın Çalık, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.
SEÇİLME HAKKI
ÖZNÜR ÇALIK (Devamla) - …nakit transferi ve sağlık yardımlarını yapmış bulunmaktayız ve sağlık yardımlarını da çocuk sayısında 40 kat, yardım miktarında ise 116 kat artış hükümetimiz döneminde yapılmıştır. AK Partinin seçim başarısını sorgulayanlara en iyi cevabı bu rakamların verdiğini belirtmek istiyorum ve şartlı nakit transferi eğitim yardımları kapsamında da kız öğrencilerimize ve erkek öğrencilerimize de yardımlarımızı yapmaya devam ediyoruz. Değerli milletvekilleri, içinde bulunduğumuz haftaya denk gelen Türk kadınının Kurtuluş Savaşı yıllarından beri sürdürdüğü mücadelenin bir finali olarak 5 Aralık Türk kadınına milletvekili seçme ve seçilme hakkı verilmesinin 73'üncü yıl dönümünü kutluyorum. Muhalefet partileri yıllardır kadın kotasını gündemde tutmalarına rağmen Cumhuriyet Dönemi Meclislerimizde 1935'te sadece yüzde 4,6 iken cumhuriyet tarihimizde bu 9,1 ile kadın üye oranının en yüksek Meclisinin oluşmasına katkılarından dolayı Sayın Başbakanımıza şükranlarımı sunuyorum. 2008 bütçesinin hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ASLANOĞLU: BİZİ KIRDINIZ
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Efendim, süreyi yeniden başlatır mısınız.
BAŞKAN - Sıfırdan başladı.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Öbür arkadaşların hakkını yemeyeyim efendim.
BAŞKAN - Biz buradan takip ediyoruz.
Buyurun siz.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Bakanım, Bakanlığa ilk geldiğiniz günlerde dünyanın yedinci harikası olan Nemrut'a gitmek için Malatya'ya geleceğinizi belirttiniz ama maalesef gelmediniz, bizi yanılttınız. Malatya halkı size kırgın. Ama, Nemrut'a gittiniz, orada beyanat da verdiniz. Nemrut dünyanın yedinci harikasıdır. Buraya en çok turistin gelmesini sağlamak ve buradaki yolların yapımının babası sizin Bakanlığınızdır, bunları temin etmek sizin en temel görevinizdir. Ancak, 90 kilometrelik Malatya-Nemrut yolunu, her ne hikmetse, 1990 yılından 2002 yılına kadar Bakanlığınız bütçesinden bir sürü ödenek gitmesine rağmen kestiniz.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkan…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkanım, bugün çok eksik konuşturdunuz bizi. Bağışlayın, arkadaşlarımdan ilave süre…
BAŞKAN - Maalesef… Haklısınız, bu konuda haklısınız, tamam.
BAKAN’DAN CEVAP …
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; ben de kısaca, zaman nispetinde cevap vermeye çalışayım. Nemrut gerçekten benim -Sayın Aslanoğlu hatırlattı, daha önce Sayın Çalık da değindi- Türkiye'de önem verdiğim yerlerden birisi ve gerçekten bence, UNESCO kabul etsin etmesin, dünyanın önemli harikalarından birisi. İki bin yıl kadar önce, iki bin metreden yükseğe dikilmiş inanılmaz anıtlar. Görmeyen herkesin görmesini hararetle tavsiye ederim. Orada, iller arasında, Nemrut'un tabii görkeminden yararlanmaya çalışma konusunda yarışma olabilir, beni bu ilgilendirmiyor.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Beyanat verdiniz Sayın Bakan.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) - Doğrudan doğruya Nemrut'un Türkiye turizmine kazandırılması beni ilgilendiriyor. Ben Malatya'ya, Elazığ'a gitmek için de program yaptım ama bir tek dakikamın boş olmadığını yakından bilen arkadaşlarım var. Bazen planladığımız yere gidemiyoruz ama bir başka vesileyle, mutlaka, onların hepsine gideceğim. Benim Nemrut'a çıkmaktı muradım. Nemrut'a bakan sıfatında yeniden gittiğimde, önceki yıllara göre bir aşınma olduğunu, bir yıpranma olduğunu gördüm. Geçen akşam da Bakanlıkta, Orta Doğu Teknik Üniversitesinden, İstanbul Üniversitesinden, Ankara Üniversitesinden konuyu bilen bilim adamlarıyla, bilim heyetiyle, hocalarla ve kendi Bakanlık personelimizle ve konuyu yakından takip eden öteki arkadaşlarımızla kapsamlı bir çalışma yaptım. Nemrut'u bu hâliyle bırakmamak gerektiğini, Nemrut'la ilgili yeni bir koruma, yeni bir düzenleme yapmak gerektiğini hep birlikte bir fikir olarak geliştirdik. Ama, bu konudaki çalışmalarımız sürecek. Adıyaman tarafından gelen yol Nemrut'a ulaşım konusunda sıkıntılar içeriyor, doğru. Malatya tarafından gelen yolun da başka bir sıkıntısı var: Olmaması gerektiği kadar yukarıya gelmiş. Yani, ören yerinin, anıtların dibine kadar böyle bir taşıt yolunun gelmesini doğru bulmadığımı ilgili bütün arkadaşlarıma ifade ediyorum. Orada, belli bir çevrede yollar birbirine bağlanabilir…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Tamam, tamam.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) - … belli bir çevrede durdurmak zorundayız oraya ulaşımı ve Nemrut'u biz gözümüz gibi korumak zorundayız. Bunu önümüzdeki süreçte yakından takip edeceğimi arkadaşlarımız görecek.."






20 Eylül 2008 Cumartesi

Kahtalı Mıçe 12 Eylül anıları

Kâhtalı Mıçe lakaplı sanatçı Mustafa Aslan 12 Eylül döneminde yaşadığı dramı anlattı. Sürgünler yaşayan, cezaevinde yatan Mıçe kendi hayatının darbenin anlat

Kahtalı Mıçe'nin 12 Eylül anıları

Duş alırken denize girerken hep 12 Eylül'ü hatırlıyor!Kâhtalı Mıçe lakaplı sanatçı Mustafa Aslan 12 Eylül döneminde yaşadığı dramı anlattı. Sürgünler yaşayan, cezaevinde yatan Mıçe kendi hayatının darbenin anlatıldığı Beynelmilel filminden daha dramatik olduğunu söylüyor.

Asıl adı Mustafa Aslan olsa da o Kâhtalı Mıçe olarak tanınıyor. 57 yaşındaki bu ozan, Adıyaman Kâhta�dan başlayıp İstanbul�a kadar uzanan uzun soluklu bir yolculuk yaşadı. Hayat arkadaşı Hülya ve dört çocuğuyla birlikte bu yolculukta çok badireler atlattı. 12 Eylül darbesi öncesinde sürgün edildi, darbe ile birlikte türlü işkencelere maruz kaldı; bir yıl cezaevinde yattı. Ardından yine sürgün hayatı yaşadı. Ekmeğini türkü söyleyerek kazanan Kâhtalı Mıçe ile 12 Eylül darbesini ve onda bıraktığı izleri Aksiyon dergisine anlattı... 1991�den beri İstanbul�da yaşamasına rağmen sanki bu kadim kente daha yeni ayak basmış gibi tabii, bir o kadar da saf. Gönlünün herkese açık olduğunu; �Ben insanları seviyorum kardaş.� sözüyle anlatıyor. 12 Eylül dönemini anlatan �Beynelmilel� filminde de küçük bir rol alan Kâhtalı Mıçe �12 Eylül, benim üzerimden filmdekinden daha ağır geçti.� diyor.

- �Kâhtalı Mıçe� olarak nam saldınız. Hatta Kâhta ilçesi neredeyse adınızla özdeşleşmiş durumda. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kâhtalıyım. Gerçek adım Mustafa. �Mıçe� bizim yörede Mustafa�nın kısaltılmışıdır. Kâhta�da lise olmadığı için büyüklerimiz Adıyaman�a gider orada kalırdı. Ben de onlara sürekli tandır ekmeği götürürdüm. Beni severler, özellikle Adıyamanlı ağabeylerim Kâhtalı Mıçe diye çağırırlardı. Mıçe hoş geldin. Mıçe şunu yap derken adım öyle kaldı. Türkü söylemeden önce adım hazırdı aslında. Sonra da bu şekilde adım duyulmaya başladı ve biz de bu yola girmiş olduk.

- Çocukluğunuzdan beri türkü ile iç içesiniz�

Sesimiz güzel, Allah�a şükür. Sami Kasap, Nuri Sesigüzel Nurettin Dadaloğlu, Âşık Mahsuni Şerif gibi ozanlarla büyüdüm. Plaklarını dinleyerek kendime yol bulmaya çalıştım. Anlayacağın kardaş ben türküye hiç yabancı değildim. Bağıra çağıra türkü söyledim. Sinema ile de ilgiliydim. Adıyaman�a gelen filmlerin tanıtımını sokakta, çarşıda yapardım, filmleri makaraya sarardım. Sonra büyüdük, Allah nasip etti, rahmetli Erol Taş ile birlikte �Hüzün Çiçekleri� isimli bir dizide ve �Beynelmilel� sinema filminde oynadım.

- Çocukluğunuz yokluk ve sıkıntı içinde mi geçti?

Babam elinden geleni yapardı. Ama yokluk, zorluk çoktu. Adana�ya pamuk toplamaya giderdik, değişik işlerde çalışıyorduk. O dönemde yokluk daha fazlaydı. Bu yüzden okuyamadım. İlkokulu 9 yılda bitirdim. Ha kafamız çalışmıyor değildi; vakit yoktu. Hayatta kalma mücadelesi veriyorduk.

- Ortaokulu dışarıdan bitirdiniz daha sonra.

Askerden sonra Adıyaman Beden Terbiyesi Spor İl Müdürlüğü�nde memur olarak işe girdim. Her dalda çocuklara spor öğretiyordum. Sonra baktım arkadaşlar dışarıdan ortaokul diploması alıyor. Ben de niyet ettim ve sınavları vererek diploma sahibi oldum. 1975�ten itibaren devlet memuru olarak çalışmaya başladım. Ancak türkü söylemeye devam ediyorum. Zaten hiç ayrı kalamazdım. Kardaş içimdeki türkü sevdası başka.

SUÇUM TÜRKÜ OKUMAK

- Ardından sakıncalı duruma geldiniz?

Arkadaşım Hasan Duymaz�ın dükkânı vardı Stüdyo Ozan diye. Kerpiç yapılı bir yerdi, öyle stüdyo falan değildi. Ben orada makaralı teybe okuyarak ilk kasetimi çıkardım. 1975�te kasetim Adıyaman�da çıktı. Çok beğenildi. Yerel bazda talepler gelmeye başladı, derken 9�uncu kasetimde bana sürgün yolu gözüktü. Ben yasaklı olan Âşık Mahsuni Şerif�in parçalarını okuyordum. Bir de Kürtçe. Zaten Mahsuni�nin türkülerini benden daha iyi okuyan yoktu. Kasetim üzerine beni Sivas�a sürdüler. Aslında yasaklı türküden sürüldüm; ama mahkeme Kürtçe parçayı dayanak gösterdi. 2 ay sürgün yaşadıktan sonra Adıyaman�a döndüm. Burada gözetim altındaydım ve her gün karakola gidip imza atıyordum. Derken 12 Eylül oldu.

- Okuduğunuz türküleri hatırlıyor musunuz?

İnan kardaş hatırlamıyorum. Mahsuni�den okudum, Kürtçe okudum; ama şu anda isimlerini bilmiyorum. Yasak falan da dinlemedim zaten, okumaya devam ettim.

- 12 Eylül sabahı mı alındınız?

Cunta yönetimi ele geçirdikten üç gün sonra kapıma dayandılar ve beni aldılar. Sadece bir buçuk ay boyunca gözaltında tutuldum. Burada bana her türlü eziyeti yaptılar. İşkencenin en güzelini yaptılar anlayacağınız. Çok kötü hırpaladılar. Sonra 1 yıl 6 ay hapis cezası aldım. Gittim 1 yıl yattım. Cezaevinden çıktıktan sonra da 5 ay Malatya�da sürgün cezam vardı. Aynı kararın içindeydi bunlar. Ancak rahmetli Turgut Özal genel gözetim kararlarını kaldırdı ve ben de kısa süre sonra Malatya sürgününden kurtuldum.

-Sol kulağınızın zarı patlıyor, bu nasıl oldu?

Çok detaylı anlatmak istemiyorum. Öyle derinlere girmeye gerek yok. Komutan vardı, o vurunca benim sol kulak zarım patladı. Bana 12 Eylül hatırası bıraktı. O dönemde ameliyat ettiremedik, bugüne kadar geldik. Şimdi duş alırken, denize girerken çok zorlanıyorum, kulağıma sürekli özel bakım yapıyorum. Yoksa beni çok rahatsız ediyor. Müzik hayatımı da etkiler.

-Beynelmilel filminde kısa bir rolünüz var. Konu sanki tam olarak sizi anlatıyor.

Evet öyle. Benim yaşadıklarım, gördüklerim çok daha ileri derecedeydi. Zaten konu Adıyaman�da geçiyor. Benim içinde olduğum bir konu. Devlet kendi vatandaşına eziyet edemez. Ama etti. Kimse din, dil, ırk ve düşüncesinden dolayı zülüm görmemeli. Böyle bir ayrım olmamalı. Her darbe Türkiye�yi 20 yıl geri götürdü. Hiçbir darbede hayır yoktur, iyilik yoktur. Sadece insanların hayatı altüst oluyor. İnsanlar öldüler, sakat kaldılar, zindanlarda çürüdüler. 12 Eylül benim gibi olanların Beynelmilel�i aslında. Benim Beynelmilel�im.

-Yerel bazda amatörce kaset çıkaran ve türküler okuyan biri olarak mı alındınız yoksa örgütlü bir tarafınız var mıydı?

Kendi hâlimizde, türküyü sevdiğimiz için kaset yapıyorduk. Benim hiçbir örgütle bağım yoktu. Hiçbir eylemim olmadı. Ama sol taraftan da sağ taraftan da benim arkadaşlarım vardı. Ben de Mahsuni�den dolayı sol eğilimliydim. Çünkü onun türkülerini okuyordum. Onun türküleri hoşuma gidiyordu. Türkülerimle solcuydum. Köylüler benim türkülerimi dinliyordu. Ama beni de aldılar ve bana türlü eziyetler yaptılar. Daha yeni evliyken sürüldüm. Eşim yalnız başına kaldı ben mahpusken. 12 Eylül�de yaşadıklarım aklıma geldikçe moralim bozuluyor, �yazık olmuş� diye düşünüyorum.

- Kaset çıkardığınız Hasan arkadaşınıza ne oldu?

O da benim yasaklı kasetimden dolayı darbeden 3 yıl sonra alındı ve 6 ay cezaevinde yattı. Hâlen Adıyaman�da. Çok sevdiğim bir arkadaşımdır. Hasan cezaevindeyken dükkâna kardeşleri baktı.

TÜRKİYE POLİTİKASI ÇİZGİ FİLM GİBİ

- Kenan Evren bazı konularda yanlış yaptık diyor. Bir mağdur olarak bu sizi rahatlatıyor mu?

Hiçbir zaman rahatlatmaz kardaş. Bizim vicdanlarımızda mahkûmdur onlar. Kürtçe şarkı yasaktı ama Kenan Evren tam yasakladı ve söyleyenleri cezalandırdı. Şimdi çıkıp biz yanlış yaptık diyor. Böyle bir şey olur mu, ayıptır. Harcanan hayatlar ne olacak? Türkiye politikası çizgi filmi gibidir.

- Nasıl yani?

�Gençlere yazık oldu� deniyor. Tamam da asmasaydın o zaman. İşkenceleri nereye koyacaklar? Hangi insana reva görülür bunlar! Ama biz yaşayarak tanık olduk. Merhaba dediğim arkadaşlarım gitti. Gözetim altında çok insan öldü; ama üstünü örttüler.

- Tarih yazsa da darbeler Türkiye�de eksik olmadı hiç. Bu durumu nasıl anlamak gerekiyor?

Oldu tabii. 28 Şubat da sivil bir darbeydi. Topluma yansıyan kısmıyla üniformalı değildi sadece. İnsanlar tayin oldu, sürüldü. Bunlar darbelerin normal seyri. İşte size çizgi film. İnsanların inancına, ırkına, düşüncesine saygı yok. Darbe isteyenler var, �asker gelsin� diyenler var. Türkiye�de her hükûmetin eksik yanlış tarafları vardı. Ama şimdi çağırıyorlar. Ayıp bu ya ayıp. Gazetelerde (Ergenekon�u kastediyor) okuduklarımız doğruysa vay hâlimize vay. Konuya hiç bulaşmak istemiyorum, konuşmak da istemiyorum. Türkiye�de neler neler olmuş. Yazık bu topluma.

GEVENDELER MÜZİSYENDİR

- Siz bir gevende misiniz?

Ben bu konuda Adıyaman�da yıllarca mücadele verdim. Bunları eleştirenler çok ayıp ediyor. Ben gevende (Adıyaman�da sokak çalgıcılarına verilen isim) değilim; ama gevende olsam da bir şey değişmez. Gevendeler müzisyendir. Ben onlarla çalıştım. Sanatçı olarak Aziz Çelik hocamız başımızın tacıdır. Onun türkülerini okurum ben. Bir insan keman, davul çalıyorsa ne var bunda? Onları hakir görmeye gerek yok. Benim için oradaki arkadaşlarımın hepsi birer değerdir.

- Her yıl bir kaset çıkaran sanatçılardan mısınız?

Toplam 4 kasetim oldu. İlk kasetimi amatörce 1975�te çıkardım. Sonra devamı geldi. Ama ilk profesyonel türden kasetimi 1986�da İstanbul�da çıkardım. Sürgün ve cezaevinden sonra 2 yıl Antep�te yaşadık. Yazın iş vardı; ama kışın yoktu. Hanıma �yürü� dedim, geldik İstanbul�a. 1991�den beri de İstanbul�dayız. Hayatta en zor günümde yanımda olan, beni ayakta tutan eşim ve dört çocuğumla birlikte bu büyük şehirde ekmeğimizin peşindeyiz.

KASETİMİN BİR BUÇUK MİLYON SATTIĞINI YILLAR SONRA ÖĞRENDİM

- Kasetleriniz ne kadar sattı?

Eskiden benim kasetlerim çok satardı. �Gurbet Kuşu� isimli kasetim bir buçuk milyon sattı. Bu satışa göre çok para kazanmam gerekiyordu. Ama o dönemde para falan kazanmadık. Telif hakkı, bandrol yok. Satan satanaydı kardaş. Kasetimin bir buçuk milyon sattığını da ben yıllar sonra öğrendim zaten. Yükünü alan aldı, ben böyle mütevazı bir hayat yaşamaya çalışıyorum. Allah kimseyi kimseye muhtaç etmesin. Beni de�

- Her türden okuyorsunuz; ama daha çok türkü. Adıyaman yöresine de ayrı bir yer ayırıyorsunuz kasetlerinizde�

Adıyaman çok önemli bir değerdir. Orada önemli müzisyenler, gazeller var. Urfa gibidir; ama Urfa�ya sahip çıkıldığı kadar Adıyaman�a sahip çıkılmadı. Şimdi ben hâlâ oradaki arkadaşlardan gelen parçaları okumaya gayret ediyorum. Her kasetimde Adıyaman�dan gazeller vardır. Önümüzdeki günlerde çıkacak son kasetimde de iki gazel var. Ben arabesk, fantezi, gazel okurum ama asıl işim türküdür.

- Urfa�nın çok sanatçısı var. Ama Adıyaman sizinle özdeşleşmiş. Bu sizin için ağır bir yük mü?

Adıyamanlı sanatçı çok. Ama kimsenin benim kadar yükü ağır değil. Temsil çok zor bir şeydir. Onu temsil etmek, tanıtmak, örnek olarak göstermek ayrı bir yüktür zaten. Elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Yeni nesil, artık eskisi gibi gazel ve yöresel türküleri benimsemiyor. Zaten türküler değişmiş. Bana da çok güzel türküler geliyor; ama yakışmıyor. Ben de okumaktan vazgeçiyorum. Bu saatten sonra rezil olmayalım kardaş.

- Yeni dönemde sanatçıları nasıl görüyorsunuz, keşke başka müzik türü yapsaydım dediğiniz oldu mu?

Demedim. Pop sanatçısı olmazdım zaten, bana uymazdı, yapamazdım. Pop sanatını dinleyen ve söyleyenlere saygımız vardır her zaman. Bir Tarkan�ın yaptığı hareketleri yapamam, deneyemem bile. Adam tutturmuş bu şekil gidiyor. Yeni nesil sanatçı arkadaşların çoğu saygılıdır. Olmayanlar da kendileri bilir. Tepeye çıkmak kolay, önemli olan orada durmayı başarmak. Her taraf sanatçı dolu, bir iki sene sonra bitiyorlar. Kalıcı eserler bırakmak önemli. Ben kasetimde şiir de okurum. Her kasetimde mutlaka kalıcı bir iki parça olur. Buna dikkat ve gayret ediyorum. Kaliteli yapmak önemli. Ama kasetlerin satmaması da ayrı bir konu. - Hiç mi satmıyor?

Çok az satıyor. Korsancılık ve internet bitirdi. Aha parça ağzımızdan çıkamadan internete düşüyor. Sanatçıya, eser sahibine, firmaya yazık.

- O zaman niye kaset çıkarıyorsunuz?

İki sene üst üstte aynı parça ile televizyona çıkamazsın. Ayıp oluyor. Sokakta soruyorlar �Abi yeni bir şey yok mu?� Çıkarmazsak bize yakışmaz, ayıp olur. �Ula hele Kâhtalıya bak, hep aynı türküyü okuyor.� derler.

- Parayı nereden kazanıyorsunuz?

Yıllarca amatörce mücadele verdik. Ama gönlümüz hâlâ amatör. Biz bu işe baş koyduk, kendimizi adadık. Topluma müzik üzerinden bir iz bırakmak istedik. Çabamız bunun içindir kardaş. Ne yalan söyleyeyim, kasetlerden pek kimse kazanmıyor artık. Gecelerden, ekstralardan, şenliklerden kazanıyoruz. Ne yalan söyleyeyim babam, bunlar olmazsa işimiz yaş.

HAYATIMIN ROMANINDA DARBE İLE YÜZLEŞECEĞİZ

-Darbe hayatınızı çok etkilemiş. Hâlâ izlerini taşıyorsunuz. Darbeleri eleştiren bir türkü ya da şiir yazdınız mı?

Toplumsal konular var benim türkülerimde. Şiirlerimde yoksulluk, insani meseleler var; ama darbe için bir şey yapmadım. Yalnız ömrümüz yeterse önümüzdeki sene benim hayatımı anlatan bir kitabı eşim Hülya yazacak. Orada darbelerle yüzleşeceğiz ve toplumu da aydınlatacağız. Biz kendi yaşadıklarımızı aktaracağız. Yalan yok, hile yok. Kâhtalı Mıçe�nin hayatını anlatan bir roman şeklinde olacak bu. Hayat bizi hep yalpaladı. Çocukların derdine düştük. Bu zamana kadar geldik. 12 Eylül ile ilgili çok sayıda dizi, film yapıldı. Demek ki ciddi bir yara bırakmış toplumda. Hangi darbenin iyi tarafı var? Sırtı kalın adamlar yine aynı yerde durur, ezilenler ezilmeye devam eder.

EŞİM KİTAPLARIMI YAKARKEN BEN AĞLADIM

-12 Eylül�le ilgili konuşurken çok değişiyorsunuz. Konuya dair kitaplar okuyor musunuz?

3 çuval kitabım vardı. 12 Eylül olunca evde arama yapacaklar, �kitapları görürlerse daha kötü olur� diye eşim hepsini yaktı. Çünkü kitaplarla suçumuz daha da artardı. Hanım bahçede çamaşır kazanındaki suyu benim kitaplarımla ısıttı. Tek tek yırtıp atarken ben baka baka ağladım. Sol kitaplar, romanlar, başka tür kitaplar da vardı. Ben bu kitapların hepsini kitapçıdan aldım. Kitaplar mecburi yakılırken benim de canım yandı kardaş. Artık ondan sonra kitap okumadım. Zamanım da olmadı derken hayat bizi savurdu buralara. Aslında çok güzel kitaplar çıkıyor, fakat okumuyorum. Bu çok kötü bir hâl aldı bende. Çocuklarımı okuttum ve okusunlar istedim hep. Eşim de hep yardımcı oldu bu konuda.

Kaynak:Gazeteadiyaman

Haşim Söylemez - Aksiyon